Ali TARAN Röportajı

Graficafe - Ali TARAN Röportajı Sponsorlu Bağlantılar Çakar çakmaz çakan çakmak?Tokai, Önce hüplet, sonra gümlet-Caprisun, Ali Desidero'lu Derby, Fatih Terim'li Tadelle, Dıh dıh dıh, eyi günler-Yapı Kredi, En güzel boya, en güzel kırmızı-Filli Boya, Tamamen ...

Cevapla
Ali TARAN Röportajı
N/A1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır

N/A1(36)

Standart

Ali TARAN Röportajı

Alt 24-09-2007 #1
Sponsorlu Bağlantılar

Çakar çakmaz çakan çakmak?Tokai, Önce hüplet, sonra gümlet-Caprisun, Ali Desidero'lu Derby, Fatih Terim'li Tadelle, Dıh dıh dıh, eyi günler-Yapı Kredi, En güzel boya, en güzel kırmızı-Filli Boya, Tamamen duygusal-Telsim, Banu Alkan?lı İxir, Aganigi Naganigi?li Fındık, Artık çok oluyoruz-Mavi Jeans ve Cem Uzan?ın Genç Parti?si... Bu reklamlarla birlikte akıllara hemen tek bir isim geliyor: Tabii ki Ali Taran!
Her biri yayınlandığı dönemde etki yapan, hafızalara adeta kazınan ve üzerinde olumlu olumsuz, çokça konuşulan reklamlar... Tabii, olumlu veya olumsuz, bu eleştirilerden o reklamların yaratıcısı da nasibini aldı. Uzun bir dönem adı Cem Uzan?la da anılan, Uzan Grubu?nun şirketlerinin reklamlarını hazırlamasının yanı sıra, 3 Kasım seçimlerinden önce Cem Uzan?ın seçim kampanyasını üstlenen Taran'ın yaptıkları ve kendisi hep tartışıldı.
Kendisi perde önüne çıkmasa da yaptığı işlerle her zaman gündemde kalmayı başaran bir reklamcı oldu Ali Taran. Ama adı ne kadar çok konuşulduysa, o da
tam aksine hep sustu. Öyle ki, olumlular bir yana, hakkındaki en olumsuz eleştiriler karşısında bile "yokmuş gibi" davrandı. Sonuçta, eğri veya doğru, hakkında bolca efsaneler türedi. Hatta o konuşmadıkça, onun hakkında daha çok konuşuldu.
Hep tek adam olarak anılan Ali Taran?ın şirketinde şimdilerde değişim rüzgarları esiyor. O çokça dile getirilen ?tek adam? görüntüsü bile yerini "ekipli manzaralar"a bırakmaya başladı. Artık Ali Taran'ın yanında bir kreatif direktör bile var!
Bu değişimin bir başka göstergesi de, hiç konuşmayan Ali Taran'ın nihayet konuşması... Marketing Türkiye ile görüşmesinin sebebinin bu eleştirilere yanıt vermek olmadığını üstüne basa basa söyleyen Ali Taran'la ajansındaki değişim rüzgarlarını ve bugüne kadar "yokmuş gibi" davrandığı eleştirileri konuştuk.
Bugüne kadar hiç konuşmadınız diyebiliriz. Hakkınızda olumlu-olumsuz pek çok şey söylenirken, siz neden cevap vermemeyi tercih ettiniz?
Reklam ciddi bir iş. Çok ciddi paralar, ümitler, gelecekler yatırılan bir iş. Dolayısıyla tabii ki konuşmamanızdan, susmanızdan ötürü de hakkınızda konuşulur. Biz bunu biliriz. Peki her konuşmayan hakkında konuşulur mu? Hayır. Benden başka da konuşmayan bir sürü adam var. Konuşmak isteyip de konuşturulmayan adam da var. Kimse onlarla ilgili bir şey söylemiyor. Bizimle ilgili niye söylüyor? İşimizin kuvvetinden, diye yorumluyoruz. Çünkü aklımıza bu sebepten başka bir şey gelmiyor. Benim suratımı bilmez millet. Biz de niye çıkmıyoruz? Bizim yaptığımız işlerin çok ciddi görevleri var. Onun orasına ?Bir sabah kalktım, şöyle bir şey düşündüm; gördünüz mü, satışlar patladı? gibi kendinizi ortaya koyamazsınız. O markaya, hizmet ettiğiniz kuruluşa çok büyük kötülük etmiş olursunuz. Zaten böyle yorumlanmıyor mu? ?Cem Uzan?ı aldı, yoktan var etti...? Düşünsenize, benim yerime koysanıza kendinizi! Alıyorsunuz birini ve bir çırpıda farklı biri yapıyorsunuz. Nasıl olacak? Mümkün değil ki!
Yani konuşmamanızın nedeni bu mu?
Bizimle ilgili olumsuz konuşmaların pek çoğunda, Ali Taran tam teslimiyet istiyor, deniyor. Şimdi bu söyleneni kabul eder ve açmazsanız ortaya şöyle bir söylem çıkar; ?Kardeşim kaç paran var, ver o parayı, gerisine de karışma, televizyonda görürsün?. Öyle bir yorumlamaya gidiyor ki inanılmaz... Böyle bir güç hangi kurumda var? Ben bilmiyorum öyle bir kurum. Bunu böyle düşünen insanın aynaya bakıp, ?Ben aptal mıyım acaba? demesi gerekmez mi? İşte bu söylenenlere cevap verirseniz, o insanlara da hakaret etmiş olursunuz? Şimdi buna da cevap verilmez ki!..
Birlikte çalışması çok zor bir insan olduğunuz söyleniyor. Gerçekten zor bir insan mısınız?
İnternete girin, Fındık Birliği başkanıyla yapılan röportaj var. O bölümü okuyun. Diyor ki: "Reklam yapıldığı dönemde, yüzde 30 satış artışı oldu." Daha ben ne söyleyeceğim? Yüzde 30 satış artışı olmuş ya, sen ona bak! Arkasından, "Ali Taran çok zor bir adamdı" diyor. Niye? İndirim istediler fiyatta. Hayır, dedik. "Biz sizden önceki ajansla şu kadara çalışıyorduk? dediler. Ne yapalım dedik" İndirim yapmadık.
Bu yeniden yapılanmanın sebebi daha fazla müşteri beklediğinizden mi?
Eskiden çok uluslu kuruluşlar yurt dışından getirdikleri işleri burada tercüme ettirip yayınlatıyorlardı. Türkiye öyle bir yer ki... İşlerini buraya özgü yapacaksın.
Kültür farklılığından...
Anlamam onu da. Kültür farkı mı, ne farkı, onu da bilmem. Ama Türkiye'de yaşayan insanların bazı durumlardaki tutumlarının ne olduğunu bilmemiz gerektiğini biliriz. Ve de, o tutumlarını da biliriz. Biliriz, çünkü kendi görüşlerimizden arındırarak, görerek, gözlemleyip, olayı kabul ederiz. Göreceksin ve bunu veri olarak alabileceksin. Bu meziyet bizde var. Bu çok önemli bir meziyet. Ben her zaman söylüyorum: "Benim kulağımda küpe var. Türkiye?de insanlar küpelidir, ya da takmalıdır? derseniz, bu sorun olur. Bunun sorun olup olamayacağını görüyor musunuz, görmüyor musunuz? Şimdi burada başlar iş. Toplumu eğitmek gibi şeyler reklamcının görevi değildir. Neye göre eğiteceksin sen? Neyi sorunlu görüyorsun da, eğiteceksin? ?Efendim, bak, ne güzel, her gün tıraş olmalı insanlar...? Niye ki? Neye göre? O askerde bir kuraldır, yönetmelikleri vardır. Sen şimdi bunu neye göre söylüyorsun? "Ee, öyle tertemiz oluyor..." O senin görüşün kardeşim. Bakalım insanlar nasıl düşünüyor? Biz bunları gözlemler, biliriz. Tahmin ederiz. "Ama bu Türkiye?de çok farklıdır" demek için dışarıyı bilmek lazım. Ben dışarıyı bilmem. Ben Türkiye ile ilgili söylüyorum. Hani "Bu bir tek Türkiye'de olur" derler ya. Ne biliyorsun İspanya'yı? Nesini biliyorsun İspanya'nın? "Burası Türkiye, her şey olur" derler. Amerika?da niye olmuyor, bilmiyor. Bilmez. Biz onun nerede olduğunu bilmeliyiz. Hani "Türk haklı cahildir" derler. Nasıl yani, neye göre cahil? Sen niye cahil değilsin? Bunu söyleme hakkını nereden buluyorsun? Türk halkı dediğini nasıl hemen kendinden ayırıyorsun?
Yani "Ben Türk halkını gözlemleyip tahlil ederim" diyorsunuz? Sihriniz bu sanırız...
Reklam nedir? Bir ürün veya kurum var. Onlarla ilgili kitlelerle iletişim kurmak. Malı veya ürünü sahibinden öğreniyorsunuz, sonra onu alıp, birileriyle satın almaya kadar götürecek yakın ilişki kurduruyorsunuz, değil mi? Şimdi yerine göre, "Bu ürün olmaz kardeşim" diyeceksiniz. Müşteri "Sen reklamcısın ya, sen bana bu ürünün reklamını yap? dedi. ?Valla biz bu ürünün reklamını yapamayız..." Neden? "Para vereceksin bu ürünü yap diye. Ama sen bu ürünü böyle yaparsan beklediğin sonuca ulaşamazsın" deriz biz. Bizim farkımız bu. Halbuki ne yapmak lazım? Adam reklam yaptırmak istiyor. Ürünü hazır, sana da gelmiş. Yap git abicim. Hayır! Biz diyoruz ki, "Bu ürün olmaz abicim. Ürünü şöyle yapacaksın." Ya da biz bunun reklamını yapamayız. Karşı taraf da alınıyor. Adamın burnu büyük, diyor. Olabilir. Siz bana, bu söylediklerimin doğruluğunu soruyorsanız, böyle yaptınız mı hiç diye. Yaptık! Peki kardeşim, sen bu isme inanmadığını neye dayanarak söylüyorsun? Bir araştırma mı yaptın? Neye göre bunu söylüyorsun? Hayır. Çok basit bir örneğini vereyim. Zeytinyağı firması geldi buraya. "Sizle çalışmak istiyoruz? dediler. Firmanın adı Sera Yağı. Sera ne demek? Şöyle bahsedilir: "Ahh nerde o eski domatesler, şimdi hepsi sera" Yani sera, gıda ile ilgili konularda doğal olmayan anlamında. Ürünün sahibi size, ?Bu bir tespittir. Bizim halkımız bunu cahillikten söyler? diyebilir. Ben anlamam bunu. Halk serayı böyle anıyor mu? Evet. "Markanız bu mu sizin?" "Evet." "Bu markayla reklam yapamazsınız." "Şimdi isim mi değiştireceğiz?" "Bi zahmet!" Çünkü, yarın öbür gün zeytinyağıyla ilgili "doğaldır vs." gibi konular konuşmak lazım. Ne diyeceksin o sözlerden sonra? Sera Yağı! Daha baştan yüzde 60 duvarla karşılaşacağız. Bunu anlattığımızda "tok adam abi" diyebilirsiniz. Dediler ki, peki arkadaş ne olsun? Çalıştık, sonunda Lio olmasına karar verdik.
Peki, yaptığınız reklamcılığı nasıl tanımlıyorsunuz?
Bizim yaptığımız işler, dikkat ederseniz, basittir. Basiti "adi" anlamında söylemiyorum. İşte "Renkli, burasına bastığın zaman ucundan bir şey çıkar, bazı lekeler bırakır..." Kalem desene şuna ya! Biz kalem demeyi biliriz. Çoğu insan için bu yaratıcılık değildir. "Kalemi herkes der" diye düşünür. Herkes diyemiyor işte. Herkes diyemediği için bizim işlerimiz farklı olur.
Ona da iyi bir örnek, Arko tıraş kolonyası. Bizim buluşumuzdur. Müşteriden gelen bir talep değil, durup dururken. Türkiye?deki herkes tıraştan sonra yüzüne kolonya sürer. Bildiğin 80 derecelik kolonya. Sürdükten sonra alev alev yanar yüzü, kıpkırmızı olur. "Efendim, alkol cildi yaşlandırıyormuş." Bu lafları geçiniz! Kolanyayı kullanan insana sorarsanız, "Mikrobu öldürüyor" der. Türkiye'de erkekler tıraş olur mu? Olur! Tıraştan sonra ne sürerler? Kolonya... Hadi, şimdi biz bu kolonyayı başka bir şişenin içine koyalım, ona da tıraş kolonyası diyelim. Şimdi sizi düşündürecek çok şey var. Derecesini biz belirledik. 80 derece olacak. Sen kimyacı mısın? Hayır. Satın aldım, bütün kolonyalar 80 derece. Kokusu, aman ha! "Karı gibi kokuyor" denmeyecek. Hafif bir koku olacak, şişesi bu olacak, markası da Arko olacak. Zaten Arko olması çok şey demek. Hazine gibi bir marka. Bakkalda satabilir misin? Satarım. Fiyatı normal kolonyanın bir tık üstü olacak. Şimdi piyasaya çıkın, birçok markanın tıraş kolonyası var. Çok ciddi satış olduğunu duyuyorum.
Ürün ismi çok önemli, değil mi?
Ürünün ismi size yüzde elli-altmış avantaj sağlayabilir. Tabii iyi bir isim koyabilirseniz. Çok önemli bir şey bu. Reklamveren, "İyi ismi koyduğunuzu nereden biliyorsunuz" Bunu 500 kişiye soralım? diyebilir. Sor ama sonucu bize söyleme. Tabii ki biz de niye bu ismi düşündüğümüzü reklamverene sebepleriyle anlatıyoruz. "Biz böyle dedik, bitti" gibi saçma bir şey olur mu? Demin size anlattım işte, Türk erkeği kolonya kullanıyor. Size, ?Ben kullanmıyorum, aftershave kullanıyorum...? diyebilirler. Senin daha fazla paran var da o yüzden kullanıyorsun. Bunu Türkiye genelinde nasıl düşünebiliyorsun? Eğer kolonya bakkalda satılıyorsa Türkiye genelinde satılıyor demektir.
Ali Taran Tarzı reklamlar diye bir söz var...
Evet, şimdi hep ?Ali Taran tarzı reklamlar? diye bir şey söylüyorlar. Ne demek acaba bu? Herhalde ?fark edilen? demek istiyorlar diye düşünüyoruz. İnsanlarla nasıl iletişim kurulacağını bilmek lazım. Onu bilirseniz çok rahat edersiniz. Bilmek lazım, derken bir sürü şeyi veri olarak kabul edebiliyor olmanız lazım. Yani uzun saçlılara bir ürün satmak istiyorsanız ve uzun saçlı olmaktan hoşlanıyorsanız, "Niye kardeşim, herkes saçını uzatmıyor, at kuyruğu yapmıyor"? diye düşünmemelisiniz. Kendinizde gördüğünüz ya da beğendiğiniz şeyleri Türkiye zannediyorsanız, olmaz!
Reklamlarda çok ünlü kullanıyorsunuz, diye de eleştiriliyorsunuz...
Bazen kendi ünlünüzü yaratırsınız. Ali Desidero, Bay Pardon veya Müdür Bey'de olduğu gibi. Bazen de "gel abi, herkes seni tanıyor" dersiniz birine. Ama o ünlüyü burada nasıl kullanacağınız önemli. Birincisi, zaten tanındığı için ilgiyi kurabiliyorsun adamla. İşte bunu sağlayabilmek için ünlü kullanırız. "?Ben bu ünlüyü aldım, parasını da verdim..." Bu tamam. Ama, eğer ünlüye, "Ben hayatımda böyle güzel ürün görmedim, her tarafından beğeniyorum" dedirtirseniz insanlar buna inanmaz. Sen, inandı zannedersin. Tüketiciyi akılsız zannediyorlar. Yani niye ki? Ne sebeple? Bir kere para istiyorsun adamdan. Sana bir şey uğruna para verecek. Niye veriyor ki? Hadi kandırdın, bir kere verdi. İkinciye vermez.
Reklamda süreklilik olması gerektiğini düşünüyor musunuz?
Şimdi bıraktığımız izlere bakarsanız, bizim yaptığımız dönemlerden hâlâ kalmış, bugüne taşınan markalar var. Mavi Jeans'e "Çok oluyoruz"u yapmışız bilmem kaç sene önce. Hâlâ o dalganın üzerinde geliyor iletişimi. Biz ondan hâlâ yararlanıyoruz. Şimdi her seferinde unutulan reklamlar var. Saysan, sanki birilerini kötülüyormuş gibi olur. Hatırlattıkça, ha evet, filan dersiniz.
Şimdi tam bu nokta da bir markayı sormak istiyorum. Banu Alkan'lı İxir reklamı... Reklamı unutulmadı ama marka yok artık. Orada problem neydi?
Orada ticari kararla ilişkili sorun yaşandığını biliyoruz. Yapılan bir anlaşmanın doğurduğu bir sorundur. Reklamla hiç ilişkisi yok. İxir?in devam etmediğiyle ilgili konu çok teknik bir konudur. Bizi de çok ilgilendirmez.
Tekrar yeniden yapılanmanıza dönelim. Neden ihtiyaç duydunuz yeniden yapılanmaya?
Türkiye'yi fark etmeyen rakip bizim için çok büyük bir avantaj. Ama şimdi daha da çok fark edecekler. O zaman bize daha fazla ihtiyaç olacak. Hem de Türkiye'ye gelmiş çok uluslu şirketlerden. Ben de size bunu söylüyorum. Network ajansları bazı kurallarını zorlarlar mı, onu da bilmiyorum, çünkü kurallar onları küresel düzeyde bağlıyor. Kimsenin işine kötü demiyoruz. Ama biz, Türkiye'deki insanlara nasıl baktığımızı söylüyoruz. Bu bir sır mı? Kimisi "adamın sırrı buymuş" diyecek. Sen de öyle bak. İnsanları bileceksin. Onların neyi bilmediğini bileceksin. Bizim insanımızı tanıma anlamında söylüyorum. Bir örnek vereyim. Batı'da koltuk altını tıraş ederler mi? Yalnızca homoseksüeller eder. Bizde ise, annem, " Bir arpa boyunu geçmesin evladım" derdi. Biz böyleyiz. Bunları bilip kabul etmek lazım. "Efendim, koltuk altını traş etmek iyi bir şey değil..." dendiğinde bu bizim ülkemiz için doğru değil ki. Biz veri toplayıcıyız.
En çok söylenen sözlerden biri de şu: "Ali Taran reklamları tek başına yapıyor..."
Bakın, kırk kişiye yakınız burada. Bu kadar maaş ödüyorum. Tek başıma yapacağım şeyi niye kırk arkadaşla yapayım? Aptal mıyım?
Bu sözleri duymadınız mı?
Ben reklama başladığım günden bugüne kadar hep aynı şeyi, yani kreatif iş yaptım. Başka bir işe bakmam. Benim hayatım bu. Benim yapmam bu anlamda çok doğal. Ama giderek ajans başkanlığı, sonra ajans sahipliği, yani patronluğa dönüşmesi olduğu için, insanlar da beni hiç kimseyi dinlemeyen bir tavırda konumlandırıyorlar. Böyle bir durum yok. Kreatif iş benim işim zaten, ben o işten başka bir iş de sevmiyorum. İşin kreatif bölümünde ben zaten bizzat çalışıyorum. Çok kalabalık bir kreatif ekibimiz de olmuyor. Çünkü yetebiliyorsun. Sorarsanız Frank Sinatra'ya, "Bütün şarkılarınızı siz mi söylüyorsunuz?" diye, "Ben söylüyorum" der adam. Ne var ki bunda? İşim bu benim. Ama kimseyi dinlemezmiş, konuşmazmış, dediğiniz zaman artık iş her türlü yoruma gider. Yok, müşteri reklamı televizyonda görürmüş, ne kadar ödeyeceğini bilmezmiş gibi sözlere gider. Onlara cevap vermek doğru değil. Şimdi Naci, Kreatif Direktör olarak geldi. Bize başka taleplerin olacağını düşünüyoruz, onun için hazırlanıyoruz.
Geçmişten farklı talepler ne olacak?
Şimdi geçmişten çok farklı talepler olamaz, yapıları değişik olabilir. Belki çok uluslu kuruluşlar ve markaları bizden hizmet alabilir.
Onlara farklı bir hizmet mi vereceksiniz?
Bu "müşteri yapısı farklı" demek ve "onlara farklı hizmet edeceğiz" demek değil. Yani, zaten yurt dışından gelen bazı şeyleri kural gibi koyduğunuz ve "Bunu mutlaka böyle yapacaksın kardeşim" dediğiniz zaman bu ajansa gelmenize gerek yok. Şu ajansa veya bu ajansa gitmenize de gerek yok aslında. Zaten onların anlaşmalı ajansları var. O da orayla çalışıyor. Fakat o yapının içerisinden çıkıp, "Hayır, ben Türkiye?de daha etkili olmak istiyorum" diyenleri düşünerek konuşuyoruz.
Yani Türkiye?ye özel reklam yaptırmak isteyen şirketleri bekliyorsunuz?
Biz bazı örnekler anlattık. Bizim reklam meselesine bakışımızı anlatmaya çalışıyoruz. Örneklerimiz ondan. Yoksa, "Biz bir reklam yaptık, satışlar patladı; bak onlar yapamadı" gibi bir nedenden değil. İletişim dediğin şeyle ilgili en önemli unsur insan. O insanlara nasıl bakıyoruz, nasıl algılıyoruz, bunları anlatıyoruz.
Peki bu yeni yapılanmanın başka bir sebebi var mı?
Bizim bildiğimiz başka bir sebep yok.
Mesela Sevgi Tuncel'in katılması...
Sevgi hanımın bizim ajansımıza katılması, müşteri ilişkileri ve iç koordinasyon açısından çok profesyonelleştiğimiz anlamına geliyor.
Bundan önce profesyonel değil miydiniz yani?
Evet, o kadar profesyonel değildik. Biraz ben karışıyordum. Biraz Kerim karışıyordu. Şimdi herkesin görevlerinin belirlendiği bir yapıya doğru gidilmiş oldu. Bir tek aslında, Naci boyutunda hiç kimseyi almadığımız için, bu değişiklik olarak görülebilir. Bu ajans tabii ki bana bağımlı. Sistem olarak da çok bağımlıydı ama, şimdi o sistemi biraz daha benden bağımsız hale getirmiş oluyoruz. Bu kadarcık tablo bile işleri iyi halletmemiz konusunda hazırlığı gösteriyor.
Bu yeniden yapılanmadan sonra "Ali Taran tıkandı" sözleri ortalıkta dolanmaya başladı...
İnşallah işlerimize bakarak öyle bir şey demiyorlardır. Yani tıkandığımızı kabul edebileceğimiz çok özel bir şey yok.
Kişisel olarak Naci beye ihtiyaç duydunuz mu?
Tabii ki ihtiyaç duyuyoruz. De ki tıkandık. Ne olur ki? İşi mi bırakacağız yani? Bir sürü tıkanık insan zaten reklam piyasasında. Biz de onlardan biri oluruz. Olmaz mı? Ayrıca bir kreatif adam tıkanır. Ben Derby'i yaparken dört ay tıkandığımı hatırlıyorum. Abartmıyorum, dört ay tıkandım. "Çıkmıyor abi ya" şeklinde dolandım. Bir sürü olay geçirdik ama o tıkanıklığa neden olacak çok şey de olmadı. Dönemsel olarak hakkımızda gazetelerde çıkan yazılar bizi çok üzdü. Yüzde 95?i gerçek değildi. Tıkanıklığa bunlar neden olabilir, ama bunlar bile tıkanıklığa neden olmadı. Bir de iletişimde bu kadar tecrübeli adam, bunun böyle algılanacağını düşünmeden, yeni yapılanmayı ilan eder mi? Olur mu böyle şey? Niye ilan edelim o zaman?
Şimdi başka bir konuya geçelim. Hiç inanmadığınız ya da yalan söylediğini düşündüğünüz bir ürünün reklamını yaptınız mı?
İnanmadığımız hiçbir ürüne reklam yapmayız.
Aslında buradan başka bir noktaya gelmek istiyoruz. Cem Uzan?a, yani Genç Parti'ye inanmış mıydınız?
Böyle bir şey yok profesyonellikte. Yalan söylediğine, diyorsunuz. O ayrı bir şey...
Genç Parti... Sizin için o da bir ürün değil mi? Onunla ilgili çalışma yaparken hiç rahatsız oldunuz mu?
Hayır, olmadım. Niye olmadım? Zorla yaptırılmadı ki bize. Bunu yapmazsan, o zaman şunları şunları da yapamazsın, denmedi. Denseydi yapmazdık zaten. Böyle çok olay var hayatımızda. Yapmadık. Bunda hiç öyle bir şey olmadı.
Yani inanarak mı yaptınız o çalışmaları?
Neye inandın mı? Şimdi biz Filli Boya'nın reklamını yapıyoruz. Yaptığımız günden beri "bir numara olacağız" mantığıyla reklam yapıyoruz. Boyada kaliteleriyle ilgili bir şeyler söyleniyor. Buraya baktığınız zaman, demek ki daha fazla satış için çalışıyoruz. Öbür tarafa baktığımız vakit de, onun daha fazla oy alması için çalıştık. Bana orada söyledikleri yalan mıydı? Ben bilmiyorum. Ben herhangi bir yalan olduğunu düşünmüyorum. İnanmadan yaptık, ya da tersi, inanarak yaptık, başka... Ama Genç Parti üyesi değilim. Ajansımda Genç Parti üyesi kimse olmadı. "Oyunuzu nereye verdiniz? Derseniz, ne fark eder... "Aaa bak, kendi bile vermemiş veya vermiş... Bak, satılmış oy mu diyeceksiniz?
Yani olaya ticari boyutta bakıyorsunuz. Sonuçta para kazandınız...
Böyle bir konuya ticari bakmak bir reklamcıya yakışır mı? Ne var ki bunda? Sana yakışmayabilir, bize yakışmış. Biz kendimize yakıştırdık. Karar verdik burada. Buradaki insanlar, "Ben kötü veya iyi ne yaparsam peşimden gelecek?" diye bir şey yok ki. Bende bu saatten sonra bu müesseseyi tehlikeli sularda yürütecek bir düşünce ve ihtiyaç da yok. Ama "Kardeşim, niye ona yapıyorsun?" diye sorarsan. Kendin cevap ver, ben nereden bileyim! Mavi Jeans'e, Filli Boya'ya niye yapıyorsak, ona da yaptık. Bu kuruluş hiç kimsenin buyruğu altına bu güne kadar girmedi, şimdiden sonra da giremez. Uzan Grubu'yla çalıştığı için her şeyimiz oraya mı bağlandı diye bir durum yok. Böyle bir şey olamaz.
Son bir soru. Yaptığınız işi nasıl değerlendiriyorsunuz. Reklam sanat mıdır?
Reklam sanat mıdır, değil midir, bilmem ben. Bunun hakkında hiç düşünmedim. Bilmem ben bu konuları. Bilmediğimi de çok rahat söylüyorum. Ben bilmem! Reklamın işlevleri, reklamın görevi nedir? Niye reklam yaptırılır? Nasıl reklam olmalıdır? Bunları biliyoruz. Yıllardır bu işi yaptık. Daha da yapacağız. Şimdi zaten daha yoğun bir talebin bize geleceğini beklediğimiz için yeniden yapılanmaya başladık.

Kaynak:Marketing Türkiye
Bu mesajdan alıntı yap
Sponsor Links

Grafikerler.net Reklamları

miço isimli Üye şimdilik offline konumundadır

miço

Grafiker / İstanbul

Standart
Alt 24-09-2007 #2
                             Sponsorlu Bağlantılar
paylaşım için teşekürler 412 Ali TARAN Röportajı
Bu mesajdan alıntı yap
mavitayfa isimli Üye şimdilik offline konumundadır

mavitayfa

Grafiker / Tekirdağ

Standart
Alt 24-09-2007 #3
Özellikle Mavi Jeans "çok oluyoruz" slogan ve reklamını hep çok beğenmiştirim
Ali Taran hakikaten kendi tarzını yaratmış....
Bu mesajdan alıntı yap
Bahtınur YILDIZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır

Bahtınur YILDIZ(33)

Grafiker / Tekirdağ

Standart
Alt 24-09-2007 #4
Fikir sahibini yeni tanıma şansım oldu teşekkürler [COLOR="SeaGreen"]412[/COLOR]
Bu mesajdan alıntı yap
Standart
Alt 24-09-2007 #5
rivayete göre elemanlarına araba almaya kadar varan jestleriyle reklam sektöründe adından sıkça söz edilir...
Bu mesajdan alıntı yap
Cevapla

Tags
ali taran, ali taran roportaji

Kapat
Şifremi Unuttum?