Hayata ne kadar tutunuyoruz

Graficafe - Hayata ne kadar tutunuyoruz Sponsorlu Bağlantılar Hayat insanın beklediği süprizlerle dolu değildi.Bunu anlaması için büyümesi gerekmemişti aslında.Düşünüyordu da yaş kriter değildi büyümek için.Olgunluk ve büyümek yaşa ait bir olgu değildi aslında.Yaşananlardı insanı büyüten,olgunlaştıran. Daha ...

Cevapla
Hayata ne kadar tutunuyoruz
ayyuce isimli Üye şimdilik offline konumundadır

ayyuce(40)

Eğitimci / İstanbul

Standart

Hayata ne kadar tutunuyoruz

Alt 21-05-2010 #1
Sponsorlu Bağlantılar

Hayat insanın beklediği süprizlerle dolu değildi.Bunu anlaması için büyümesi gerekmemişti aslında.Düşünüyordu da yaş kriter değildi büyümek için.Olgunluk ve büyümek yaşa ait bir olgu değildi aslında.Yaşananlardı insanı büyüten,olgunlaştıran.

Daha 7 yaşındayken, bir büyük gibi,babasıyla konuşmaya başlamıştı halbuki.Bir olgun gibi konuşması gereken,kendinden 35 yaş büyük babasına ihtiyaç duydugu zamanlardı henüz.Dogruyu yanlışı ögrenmeden,büyük bir olgunlukla ailesini toplama,babasını ailesine katma çabasına girmişti.İlk olgunlugu belki daha küçük yaşlarında başlamıştı..Geç saatlere kadar oyuncak bebeğini besleme bahanesiyle babasının yolunu gözlerdi.Annesi üzülmesin diye nazlanmamayı ögrenmişti kendince.Ve sevgiyle karşılardı ,günler sonra eve gelen babasını..Belki fark ederse onu," bir evinin, bir ailesinin oldugunu "da fark eder düşüncesiyle ,kendini fark ettirme çabasına girerdi.Ama her seferinde başarısızlıgın malumiyetine ugrardı ;boynu bükük, annesinden gizlediği gözyaşlarıyla.Ne oldugunun farkında değildi henüz.Farkettiği tek şey; bir ailesi vardı ve yanında olmasına şefkatine ihtiyaç duydugu bir babası.

Bebek oldu..Çocuk oldu..Ama ne kucakta hoplatılan ,babasının gözüne içine baktıgı bir bebek oldu..Ne de bayramlarda elini öptüğü babasıyla ,tatil günlerinde parka gidebilen bir çocuk oldu..Ve genç kız oldu.Yıllar geçmişti belki ama aile kavramını benimsetmeye çalıştıgı, sevgisini almak için, belki kendini kızı olarak kabul ettirebilmek için ugraştıgı, belki de içinde biriktirdiği baba hasretiyle geçen yıllar olmuştu bunlar.Kimse bilmemişti içinde ne yaşadı ,ne hissetti..Ama kendinin bildiği bişiy vardı;içinde hep eksik bir parça vardı..

Belki de bu eksik parçanın varlıgıydı o erkege onu baglayan.Babasının eksik yanını bulmuştu onda.Ya da bir baba modeli oluşturmuştu gelecegine dair.Hayatta en önemli şey ne diye sorsalar "huzur "derdi.Huzur olursa maddiyatın gelecegini bilirdi çünkü.

İlk gençlik yıllarıydı henüz.Yaşı çok gençti ama olgundu.Hayat olgunlaştırmıştı ,herkes öyle derdi.Olgun konuşur, olgun düşünürdü.Ama çogunun bilmediği ,fark etmediği bişey vardı ;içinde yaşanmamış ,yaşanmayı bekleyen saf masum bir çocukluk.Sevdiği erkek tutmuştu çocuklugunun ellerinden.Ne mantıgı kalmıştı, ne olgunlugu.Sadece çocuklugu vardı ,yaşanmayı bekleyen.Sevgi özlemi duyan çocuklugunu yaşıyordu sevdiği erkekle.Kimseye güvenmemeyi ögrenmişti halbuki, ama ilk defa güvenle birinin ellerini tutmayı ,güvenle yüreğini açmayı yaşıyordu.Evlilik gözünde korkudan ibaretken ilk kez evliliği düşlüyordu.Hayatın insanın yüzüne güldüğü bir an olmalıydı mutlaka.Ve işte o an şimdiydi.Şimdi mutluluk kapısına gelmişti .Güvenebilecegi, hayatının geri kalanını emanet edebilecegi insan yanındaydı.Aslında yoktu ama o ,var olmasına o kadar inanmıştı ki, hayallerini o kadar yoluna sermişti ki ;olmayan birşeyi varetmişti.İçinde sevgi olmayan birinden büyük bir sevgi masalı yaratmıştı.Masalın tek kahramanı kendiydi oysa.Kendi yazmış ,kendi oynuyordu.Yönetmen kendi ,oyuncu kendiydi.Gözleri kapalı yazdı tüm satırlarını masalın ve gözleri kapalı oynadı iki yıl boyunca.Hayatına dair değerli ,gizli ne varsa onunla paylaştı.Masalda adı geçen ama gerçekte varolmayan bir hayalle paylaşır gibi.

Ama bu hayal oyuncu onu sürekli sevdiğini söyler ve sonsuzumsun derdi.Bir gün sonsuzun sonunun geldiğini söyledi sevdiği erkek.Gözleri kapalı "bu bir kabus" diye haykırdı ,kendine.Kabustu tabiî ki ;yarattıgı sevgi gerçekti ve yaşadıgına inandıgı sevgi de öyle olmalıydı ,sonsuzunsa sonu hiç gelmezdi.İnanmamak için sımsıkı yumdu gözlerini ve gözleri kapalıyken aslında hayal sevdiği çekip gitmişti.Oysa hala gözleri kapalı ,onun sevgi sözcüklerini bulmayı bekliyordu.

Gözlerini açtıgında o gideli 6 ay olmuştu.Gerçeklerle yüzleşiyordu şimdi.Yalnızlık hiç bu kadar agır gelmemişti.Kanayan bir kalbi vardı zaten, böyle bir acıyı nasıl kaldırabilirdi?Hayalleri vardı içinde büyütmediği çocugun ,oysa şimdi o çocugu kendi elleriyle öldürmüş gibi suçlu ,hatta bir katil gibi hissediyordu kendini.Günlerce agladı.Aglaması sevdiği insanın gitmesine değildi belki de.Güvenme hissini gömmüştü gecenin karanlıgında,içindeki çocugu gömdüğü mezarın yanıbaşına.

8.aydı artık aglayamaz olmuştu.En zor olanıydı belki de aglayamamak.Gözyaşı nehirlerinin kuruması gibi bir şeydi.Evlilik hayali de yıkılıvermişti, tüm erkeklere duydugu kin ve yalanlara duydugu nefretle birlikte.Bir gün vazgeçti ruhu her şeyden, sonsuz bir uykuya dalmak istedi.İçinde hissettiği acı dayanılmaz olmuştu.Annesinden gizlice, hapları döktü avucuna.Sadece ağzına almasına ve yutup uykuya dalmasına bakıyordu ,tüm düşüncelerinden ve kalbine saplanan acıdan kurtuluş.Dakikalarca öyle kaldı.Kararlıydı, her şeyi hazırlamıştı. En temiz giysilerini girmiş, yatagına oturmuştu.Şimdi avucundaki mavi haplar ve yanında duran su bardagıyla helalleşme vaktiydi.

Son anda durdu.Yan odada hiçbir şeyden habersiz ,onun için canını vermeye hazır annesi, odasında hayatın vurdugu son darbeyle ,sonsuz uykuyu seçen kendi vardı.O henüz 22 yaşında ,annesi 52 yaşındaydı.Yaşadıkları geldi gözünün önüne ve hayatında en çok sevdiği belki de kendisini en çok seven annesinin yaşadıklarını düşündü.Sırf kızı için vazgeçmemiş bırakmamış ve katlanmıştı, hayat ne getirdiyse.

Elinden düşürdü hapları.Gözyaşları içinde annesinin yanına koştu.Ona sarıldı ve kendisine anlam veremeyen bakışlarla bakıp, sevgiyle sarılan annesine "seni seviyorum" sözcükleri döküldü dilinden.

Ve vazgeçmekten vazgeçti.Hayattaki en gerçek sevgiyle tutundu hayata ,bir daha kopmamacasına.
Bu mesajdan alıntı yap
Sponsor Links

Grafikerler.net Reklamları

ayyuce isimli Üye şimdilik offline konumundadır

ayyuce(40)

Eğitimci / İstanbul

Standart
Alt 21-05-2010 #2
                             Sponsorlu Bağlantılar
Hayata tutunmak

İki oğlu ile yaşayan fakir bir çiftçi varmış. Çiftçi eşini yıllar önce biçerdöverin önünde durduğunu farketmeden ekin biçer gibi biçmiş, kadıncağazı adeta moleküllerine ayırmıştı. Fakat bu sıkıntının da biraz kendi, biraz da talihinin yardımıyla üstesinden gelmeyi başarmışlardı. Biçerdöverin bıçaklarının etrafa serpiştirdiği kadının parçaları toprak tarafından kısa sürede emilmiş, çorak olup birşey yetişmeyen tarlası adeta Babil bahçeleri gibi yemyeşil ve verimli hale dönmüştü... O yuzden kadının ölmesine ailede kimse üzülmemiş, her işte bir hayır vardır düşüncesi standart aile düsturu olmuş ve baba ve çocuklar içlerinden ne geliyorsa öyle davranmışlardı. Ta ki.
Evet tabii ki her güzelliğin bir sonu da olmalıydı. Evin direği, tüm işleri gerçekleştiren, hayırlara sebep olan kişisi yani çiftçi artık yaşlanmış ve ölüm döşeğindedir... Ama yine kimse üzgün değildir, bilirler ki bunda da bir hayır olabilirdi... Ama yine de çocukların içi bir ürperme, peder gittikten sonra ne sikim yapıcaz, göte mi gelicez düşüncesiyle yusuf yusuf olmaktaydı.
Bunu farkeden ihtiyar çiftçi, artık uzatmaları oynadığını hissettiği bir günün sabahında oğullarını yanına çağırır.Ve başlar konuşmaya:
“Oğullarım, biliyorum içinizde “şimdi sıçtık” duygusu, ve “acaba bana bırakacak bi bok edinmiş olabilir mi?” sorusu hakim... Önce ikinciye cevap vereyim..” der yaşlı çiftçi... “tabii ki hayır”... Çocukların yüzündeki ifade daha da gerginleşir.
Bu konu uzarsa oğullarının müdahalesiyle 90+5 şeklinde tabir ettiğimiz oyun harici sakatlık ve topun oyunda olmadığı anları kapsayan ve eski dilde intika olarak adlandırılan süreyi dahi göremeyeceğini farkeder ve hemen konuyu değiştirir...

“Ama, üzülmeyin” der... “Size daha önemli bir şeyi, bilgimi bırakacağım” der. Çocuklar merakla dinlemeye başlarlar... “Biliyorsunuz” der ihtiyar çiftçi. “Annenizi zamansız kaybettik bir görünmez kaza sonucu” der.... Çocuklar içlerinde “Ulan bari ölürken yeme bizi” diye geçirseler de aynı ilgili ve buğulu gözlerle babalarına bakmaya devam ederler. Çiftçi devam eder: “Çok zor günler geçirdim başlarda, fakat siz ufaktınız ve ayakta kalmalıydım” der. “O sebeple hayata sımsıkı sarıldım, benden uzaklaşmaya çalıştıkça, azmettim ve beni yıpratmasına izin vermeyip ben onu eskittim”

Anlattıklarını kendi de bir şeye benzetemeyen ihtiyar çiftçi, çocuklarının gözlerindeki boş ifadeden onların da çoktan dağılmış olduklarını sezer, sezmekle kalmaz hemen yeni bir aksiyona geçer. Büyük oğluna dönerek kendisine bir adet ataç ve bir de zımba getirmesini söyle, yanında da kalın bir tomar kağıt ile..
Bu saçmalıkların bir son bulmasını bekleyen büyük oğlan, belki son istektir diyerek babasını kıramaz ve gider her çiftçi evinde default olarak bulunan bir ataç, bir zımba ve bol miktarda A4 kağıdını üstelik tamamı çizgisiz olarak getirir.Ve tekrar başlarlar babalarını dinlemeye.

Çiftçi tekrar anlatmaya başlar. “Bakın canlarım, bu tomar kağıt hayat, bu ataç ile zımba ise sizlersiniz”
Dumura batan çocuklar “aaa tamam adam gidiyor” deyip derin bir nefes çekerken adam devam eder. “Önce ataçı takıyorum bu kalın kağıt tomarına” der. “Sağlam değil mi oğullarım” der, “nasılda sıkı duruyor kağıtlar”.
“Fakat bir noktayı gözden kaçırıyorsunuz” deyip ağır ağır sayfaları çevirmeye başlar. Gerçekten de sayfalar çevrildikçe ataç bollaşmakta, şeklini kaybetmekte ve yerinden oynamaktadır.Sonunda tüm sayfalar yerlere saçılır. “Gördünüz mü” der çiftçi. “Hayata tutunuyor görünmek ilk anda yeterli gibi görünse de, zorlu hayat yolundaki engeller sizi yorar ve tüm hayatınızın kontrolünü kaçırırsınız” der. Sonra yere saçılan kağıtları bu sefer küçük oğluna toplatır ve alır kağıtları. Bu arada kıssadan hisse önce büyük ardından küçük oğluna iş yaptırarak onlara hayatta hep adaletli davranma konusunda da ders vermiş olur. Kağıtları alan çiftçi bu kez onları zımbalar ve az önce olduğu gibi sayfaları çevirmeye başlar.Fakat bu sefer yavaş yavaş yavaş hızlanarak.. “Bakın oğullarım, hızlansa bile hayatın akışı siz işte böyle hayata direnmelisiniz, ve zorlukları ve hayatı siz aşındıracak ve güçsüz kılacaksınız” der, zımba delikler büyüyerek sonunda yırtılan sayfaları göstererek.
Kalan kuvvetiyle dalıp gitmiş olan oğullarını dirterek uyandırır ve sorar.. “Peki şimdi siz hangisini seçeceksiniz? Ataç gibi şık görünüp, arka arkaya gelen zorluklarda direnciniz mi kırılacak, yoksa bir zımba teli gibi güçlü ve mağrur bi ömür mü süreceksiniz” der ve son nefesini verir....

İki kardeş birbirlerine bakar, gözlerinde hangi yolu izleyeceklerinin işaretini görüp, aynı fikri paylaşmanın buruk huzuru ile hafifçe bir tebessüm ederler ve birbirlerine sarılırlar.

BU HİKAYEYİDE SİZLERLE PAYLAŞMADAN GEÇEMEDİM.
Bu mesajdan alıntı yap
sevgiden-iz isimli Üye şimdilik offline konumundadır

sevgiden-iz

Hiç Biri / Ankara

Standart
Alt 21-05-2010 #3
:crying::crying:
Teşekkürler paylaşım için. Hiç dayanamam böyle anlamlı ve güzel yazıları görünce.:crying:
Emeğinize sağlık. :crying:
Bu mesajdan alıntı yap
ayyuce isimli Üye şimdilik offline konumundadır

ayyuce(40)

Eğitimci / İstanbul

Standart
Alt 21-05-2010 #4
:crying::crying:
Teşekkürler paylaşım için. Hiç dayanamam böyle anlamlı ve güzel yazıları görünce.:crying:
Emeğinize sağlık. :crying:
kıyamammmm Hayata ne kadar tutunuyoruz
seni üzmek için paylaşmamıştım.
kusura bakma çok hoşuma gitti sadece paylaşmak istedim.
Bu mesajdan alıntı yap
sevgiden-iz isimli Üye şimdilik offline konumundadır

sevgiden-iz

Hiç Biri / Ankara

Standart
Alt 21-05-2010 #5
Yok hayır üzülmedim. Bu aralar ne olduysa ben sulugözüm biraz. Hemen etkileniyorum. Sonu güzel biten bir hikaye ama yok mu hayatta bunları bire bir yaşayanlar? Vardır elbette. Ben biraz duygusalım işte... İnanın yazılarınızı zevkle okuyorum. Bunları siz mi kaleme alıyorsunuz alıntılıyor musunuz? Eğer kaleme alıyorsanız kitap haline getirirseniz çok güzel olur.
Liseden bir arkadaşım vardı. Çok güzel hikayeler yazardı. O arkadaşımı hatırladım...
Teşekkürler paylaşım için.
Bu mesajdan alıntı yap
ayyuce isimli Üye şimdilik offline konumundadır

ayyuce(40)

Eğitimci / İstanbul

Standart
Alt 21-05-2010 #6
Yok hayır üzülmedim. Bu aralar ne olduysa ben sulugözüm biraz. Hemen etkileniyorum. Sonu güzel biten bir hikaye ama yok mu hayatta bunları bire bir yaşayanlar? Vardır elbette. Ben biraz duygusalım işte... İnanın yazılarınızı zevkle okuyorum. Bunları siz mi kaleme alıyorsunuz alıntılıyor musunuz? Eğer kaleme alıyorsanız kitap haline getirirseniz çok güzel olur.
Liseden bir arkadaşım vardı. Çok güzel hikayeler yazardı. O arkadaşımı hatırladım...
Teşekkürler paylaşım için.
Yazılanlar mutlaka birileri tarafından yaşanılmış ve o yaşanılandanda etkilenerek yazılmıştır.
Arkadaşını hatırlattığım için ayrıca mutlu oldum.
ben teşekkür ediyorum.
Bu mesajdan alıntı yap
Cevapla

Benzer Konular
Konu Konu Bilgileri Forum Cevaplar Son Mesaj
İncitmeyecek kadar uzak,üşümeyecek kadar da yakın olabilmek... Safari Graficafe 13 11-06-2010 16:22:37
Bu Kadar Sevebilir misiniz.Bu kadar fedakar olabilirmisiniz? Sadgraf Türk Edebiyatı 11 08-07-2009 11:20:30
Hayata tablodan bakış Fatos KESKİN İllüstrasyon Çalışmaları 22 23-06-2009 14:29:29

Kapat
Şifremi Unuttum?