| | #1 |
![]() | Arkadaslar, Kişisel Gelişim başlığı altında, iş hayatında başarılı olmak için verilen eğitimlerden detayları sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Eğitimler ve kişisel gelişim programlarıyla ilgilenen arkadaşların da katılımlarını bekliyorum. Not: Moderatörlerimiz bu konuyu daha uygun bir sabit başlık altına taşıyabilirlerse sevinirim. YÖNETİCİLİK EĞİTİMİ
Biraz da eğlence ![]() PSIKOLOJIDE YONETME Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirir, ama sonra ders yılı baslar. Okulların açıldığı ilk gün, dersten çıkan öğrenciler yollarının üzerindeki her çöp bidonunu bağırıp, çağırarak tekmelerler. Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir. Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapısının önüne çıkar onları durdurur ve: "Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yasındayken ayni şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün 5 YTL vereceğim" der. Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve ürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve onlara şöyle der: "Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı bundan böyle size sadece 1 YTL verebilirim." Cocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gürültüye. Aradan birkaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları: "Bakin" der, "Henüz maaşımı alamadım, bu yüzden size günde ancak 25 Kuruş verebilirim, tamam mı?", "Olanaksız bayım" der içlerinden biri, "Günde 25 kuruş için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. BİZ İŞİ BIRAKIYORUZ...! "
__________________ Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. (Mevlana) |
| | |
| | #2 |
![]() | BAŞARININ 7 KURALI 1. Tutkulu Olun: Tutku, insanların başarılarını tetikleyen en temel itici güç olarak tanımlanabilir. Tutku olmadan yaşam belirli bir yöne doğru istikrarlı bir şekilde akmayacak, bu da bireyi yaşamda sürekli bir amaç arayışına itecektir. 2. Kendinize İnanmayı Öğrenin: Akıl, aslında büyük bir kaldıraçtır. Ne düşünürseniz osunuz, bu nedenle sizin için büyük şeylerin mümkün olduğuna inanarak kendinize yardım edin. Öz-inanç sadece sizden gelebilir, böylece de yaşamınızın anlamı ve yönü size bağlıdır, başka kimseye değil. 3. Fazlasını Yapın: Başarılı insanlar genellikle diğerlerinden daha fazla şey yapanlardır. Bu durum Albert Einstein'ın "Hareket olmazsa hiçbirşey olmaz" ilkesiyle tamamen uygunluk içindedir. Başarı bir şans oyunu değildir. Tamamen kararlılık ve çalışmayla ilgilidir. Ayrıca, başarılı insanlar zamanı nasıl kullanacaklarını bilirler. Zamanlarını bekleyerek harcamayıp, eyleme geçerler. 4. Daha Fazla Risk Alın: Korkulardan uzak durmak ve riskler alma konusunda cesur davranmak, başarıya ulaşmak için elzemdir. Bazen kendinizi bir sürü şey hayal ederken yakalayabilirsiniz, ama ilk adımı atmadan o hayallere asla ulaşamazsınız. Başarısızlığa basitçe başarısızlık olarak yaklaşmamalı, onu, öğrenmek için bir araç olarak kullanmalısınız. Asla kendinizi başarısız olarak nitelemeyin; böyle yaparsanız etrafınızdakilere de kötü örnek olursunuz. 5. Başkalarına İlham Verin: Herşeyi kendi başınıza yapamazsınız. Belirli noktalarda diğerlerinin işbirliğine ihtiyaç duymak zorundasınızdır. Bunu yapabilmek için diğerlerine kendi amacınız doğrultusunda ilham kaynağı olmalısınız. Başkalarına iş yaptırmanın yolu, doğrudan ve kaba talepler değildir. Bunun yerine onları, kendi amacınıza yönelik olarak kişisel bakımdan arzular hale getirmelisinizdir. Aksi halde, amacınıza giden yolda insanlardan istediğiniz performansı elde edemezsiniz. 6. Dirençli Olun: Hayat her zaman gül bahçesi değildir. Zor durumların her an karşınıza çıkabileceğini bilmeli ve buna rağmen olumlu tutumunuzu sürdürmelisiniz. Olası zorluklara karşı hazırlıklı olun ve koşullar planladığınız ya da umduğunuz gibi oluşmadığında kaybetmeyin. İlk aşamalar ne kadar hayalkırıklığı yaratırsa yaratsın, direncinizi asla yitirmeyin. 7. Cömert Olun: Cömertlik insana kendini iyi hissettiren bir özelliktir. Paranın asla satın alamayacağı bir tatmin duygusu sağlar. Yapılan araştırmalar, gönüllü çalışmalara katılan insanların, kendilerinin ve başkalarının yaşamlarına kattığı farklılık nedeniyle, daha mutlu hissettiklerini ortaya koymaktadır.
__________________ Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. (Mevlana) |
| | |
| | #3 |
![]() | STRES VE STRESLE BAŞA ÇIKMA Stres insanın ortaya çıktığı ilk zamandan beri var olmasına rağmen özellikle son otuz yıl içerisinde evrensel bir ilgi odağı haline gelmiştir. Bu ilginin nedenleri stresin insan sağlığı ve iş yaşamındaki performansını olumsuz yönde etkilemesinden kaynaklanmaktadır. Bugün çalışma hayatındaki bireyler, başarılı olmanın yarattığı bir baskı ve gerilimin altındadır ve bu baskı ve gerilimler en üst düzey çalışandan en alt düzey çalışana kadar herkes için geçerlidir. Öyleyse stres bir zorlanma, bir yüklenmedir. Ancak stres aynı zamanda yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Bazı araştırıcılara göre stresten kurtulmak ancak ölümle mümkün olmaktadır. Buradan çıkarılacak sonuç ise, stresin her zaman var olduğu ve ancak bizler onun farkında olup yönetebildiğimiz zaman bizim için yararlı olduğudur. Bir başka özellik ise, stresin bireye özgü bir olay olmasıdır. Şöyle ki aynı stres yaratıcısına iki kişinin verdikleri cevaplar farklı olacaktır, zira aralarında bireysel farklılıklar bulunmaktadır. Hal böyle olunca kişilerden biri strese girerken diğeri girmeyebilecektir. Dolayısıyla stres bireylerin onu algılama durumlarıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Peki o zaman hangi faktörler bizlerde strese neden olur diye soracak olursak, hemen hemen her faktör bunun cevabıdır diyebiliriz. Şöyle ki: 1. FİZİKSEL STRES KAYNAKLARI
2. SOSYAL STRES KAYNAKLARI A) Sosyal, ekonomik ve politik koşullar
B) Aile ortamı
C) İş ve kariyer
D) Kişilerarası ve çevresel ilişkiler
Görüldüğü üzere yukarıda da belirttiğimiz gibi çevremizdeki hemen hemen her şey bizlerde stres yaratıcı bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Peki 'bir stres uyarıcıyla karşılaştığımız zaman nasıl bir tepki vermekteyiz?' sorusunu soracak olursak cevabımız şu olacaktır: Öncelikle strese maruz kalma iki farklı açıdan ele alınmalıdır. Bunlardan birincisi anlık stresle karşı karşıya kalma ikincisi ise devamlı stresle karşı karşıya kalmadır. Burada şunu da açıklamakta fayda vardır. Anlık strese maruz kalmanın etkileri devamlı maruz kalmanın etkilerinden çok daha hafiftir. Streste önemli olan stres uyarıcılarına ne sürede maruz kaldığımızdır. En uzun süre en fazla zararı en kısa sürede en az zararı ifade eder. Tabi bu noktada bireysel farlılıkları hiçbir zaman unutmamamız gerekir. Şöyle ki bir birey strese uzun bir zaman maruz kalır ancak az etkilenirken, diğer birey az bir zaman maruz kalır ama çok etkilenebilir. Tabi olarak da böyle durumlarda stresin insan vücudundaki etkileri de farklılaşmaktadır. Anlık stres uyarıcısıyla karşılaştığımız zaman vücudumuzda ortaya çıkan tepkiler şunlardır:
Bu sıralamadan da görüleceği üzere bireyin anlık stres uyarıcısıyla karşılaşması durumunda vücudun karın, mide, bağırsak bölgelerindeki kan çekilerek kaslara gönderilmektedir. Bunun nedeni ise uyarana karşı tepki verebilme yeteneğimizin artırılması daha doğrusu 'Savaş veya kaç' cevabının verilebilmesidir. Anlık streste beyin fonksiyonlarının hızlanmasının altında yatan faktör ise, daha hızlı yargılama ve karar verme süreciyle birlikte anlık stres tehlikesine karşın en kısa sürede nasıl yanıt verileceğinin bulunmaya çalışılmasıdır ki yine burada savaş veya kaç cevaplarından en uygun olarak hangisinin verilebileceği önemlidir. Bizler ister anlık isterse uzun süreli olsun stres uyarıcılarıyla karşılaştığımız zaman bedenimizde bazı değişiklikler olmaktadır.Bu değişikliklerin tamamı az önce sözünü ettiğimiz savaş veya kaç cevabının verilebilmesi için önemlidir. Öncelikle bir stres uyarıcısını algılarız. Sonra bu uyarıcının yorumlaması oluşur ve yorumlamaya bağlı olarak bizde negatif veya pozitif bir duygu ortaya çıkar. Bu duygu pozitifse motivasyon, negatifse stres duygusu oluşur. Negatif duygunun ortaya çıkışı beyindeki hipotalamusu etkiler, hipotalamusta vücudumuzdaki iki temel sistem olan sempatik ve adrenal-kortikal (hormonal) sistemleri harekete geçirir. Otonom sistem sempatik sistem koluyla düz kasları ve iç organları etkilerken, hormonal sistemde troid gibi iç salgı bezlerini harekete geçirir. Böylece birer böbrek üstü bezleri olan adrenal medulla ve adrenal korteksten adrenalin, noradrenalin ve kortizol hormonları salgılanır. Bu hormonların salgılanmasıyla vücutta bazı değişiklikler olur. Bunlar arasında kan şekeri, kalp atışları, mide bağırsak faaliyetleri ve kaygı düzeyinde artış, kalp damarlarında büyüme, yorgunluk duygularında azalma görülür. Stres altında ortaya çıkan bütün bu değişiklikler işlevseldir. Yani tehlike altındaki bireyi korumaya ve onun hayatını kurtarmaya yöneliktir. Bu arada şunu da belirtmekte fayda vardır, algılanan bu hormonların belirli bir miktarı organizma için yararlı iken uzun süreli ve fazla miktarda salgılanması yarardan çok zarar verici özelliğe sahip olmaktadır. Peki 'bizler stres altında olduğumuzu nasıl anlayabiliriz?' Sorusuna verilebilecek cevap sudur: Stres altında iken bizlerde farklı başlıklar altında toplanabilecek cevaplar davranış ve duygular ortaya çıkmaktadır, bunlar: A) FİZİKSEL
B) RUHSAL
C) DUYGUSAL
D) DAVRANIŞSAL
Görüldüğü gibi strese maruz kalmanın ortaya çıkardığı bir çok faklı cevaplar vardır. Bu noktada önemli olan bizlerin stres altında olduğunu bilebilmemiz için bu cevaplardan hangilerini yaşıyor olduğumuzu bilmeliyiz. Örneğin ayda bir kutu bira içimi giderek yirmi günde bire daha sonra da haftada da bire iniyorsa şundan emin olmalıyız ki bizi rahatsız eden bir şeyler var ve bu şeylerde büyük olasılıkla stres yaratıcı faktörlerdir. Bundan sonra artık ne yapıp ne yapamayacağımız tamamen bize kalmaktadır.
__________________ Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. (Mevlana) |
| | |
| | #4 |
![]() | İŞ STRESİ Stres hayatımızın her devresindedir. Özellikle de çalışan ve günün 8 saatini işyerlerinde geçiren bireyler için iş stresi önem kazanmaktadır. İş stresinin önemi bireyi olumsuz etkileyerek iş performansının düşmesine, işe yabancılaşmasına, kalitenin azalmasına, ıskartanın çoğalmasına, iş kazalarına sebep olmasıdır. İş stresinin nedenleri ise: A) ÇEVRESEL KOŞULLAR VE İŞİN DOĞASINDAN KAYNAKLANAN FAKTÖRLER
B) ÖRGÜTSEL ROLLERDEN KAYNAKLANAN FAKTÖRLER
Rol belirsizliği kişinin örgüt içinde hangi işleri yapması gerektiğinin açık seçik ortaya konmadığı durumlarda görülür. Kısaca birey görevinin ne olduğunu tam olarak bilemez. Rol belirsizliği ise örgüt içinde birey birbiriyle çatışan iki durumla karşılaştığı zaman oluşur. Bu durumda kişi ne yapması gerektiğini tam olarak bilemez. Örneğin amiri aynı anda yapılmasını istediği iki işi bir anda verip tamamlanmasını isteyebilir ya da amir özel problemleri olduğunu bildiği çalışanının işi aksattığını bilir ama ona sempati duyduğu için ceza vermekten kaçınır, ama işletme kuralları ceza vermesini gerektirmektedir. C) KARİYER GELİŞİM İLE İLGİLİ FAKTÖRLER
Terfi edildiği zaman da stres ortaya çıkabilmektedir. Zira daha üst kademedeki göreve gelen birey bilgi ve yeteneklerinin bu görev için ne derece uygun olduğunu bilemez, ya hata yaparsam ve astlarım bana gülerlerse yaklaşımı kişiyi strese sokar. D) ÖRGÜT YAPISI İLE İLGİLİ OLAN FAKTÖRLER
Bu faktörler bütünüyle örgütün dizaynı ve çalışma prensipleriyle ilgili olsa bile o örgütte çalışan bireyleri de dolaylı yoldan etkiler. İŞ STRESİNİN NEDEN OLDUĞU OLUMSUZLUKLAR
STRESLE BAŞA ÇIKMAYI ZORLAŞTIRAN DÜŞÜNCE BİÇİMLERİ Pek çoğumuz, hayatımızdaki diğer insanların ve olayların duygu ve düşüncelerimizi belirlediğine inanırız. Bu sebeple bizi gerginliğe iten ve duygusal açıdan sıkıntı veren olayları ve insanları suçlarız. Bunu yaparken de çoğunlukla sadece strese yol açmakla kalmayan aynı zamanda stresle başa çıkmayı da güçleştiren önemli bir unsuru gözden kaçırırız. Bu önemli unsur hayatımızdaki olayları değerlendirme ve yorumlama biçimimizdir. Bu düşünce biçimlerinden bazıları şunlardır: Bir insanın herkes tarafından sevilmesi gerekir. Bir insanın herkes tarafında sevilmesi ve sayılması çok güzeldir ama uygulamada pek mümkün değildir. İçinde bulunduğumuz konumlar gereği çoğu zaman birçok kişiyle problemler yaşarız. Dolayısıyla böyle bir inanç bizi mutsuz kılar. Her zaman mükemmel olmak gerekir. Böyle bir inanca sahip bir insan her zaman kendini suçlar. Hatasızlık iyidir ama bunu başarabilmek imkansızdır. Önemli olan hatalarımızdan ders alıp aynı hatayı tekrarlamamaktır. Bütün kötü olaylar benim başıma gelir. Bunun sebebi tek taraflı bakış açımızdır. Kendimizle çok içi içe olduğumuzdan başkalarının başına gelenlerin farkına bile varmayız. Oysa insanların bir çoğu bizimle aynı sıkıntıları yaşar. Olaylar her zaman benim istediğim şekilde gelişmelidir. Olayların her zaman beklentilerimiz doğrultusunda gerçekleşmemesi olasıdır. Bizim bir şeyi istememiz yeterli değildir. Çünkü her zaman işin içine başka faktörlerde girecektir. Yaşamış olduğum terslikler gelecekte de devam edecek. Tüm insanlar gibi geçmişte bazı konularla ilgili terslikler yaşamış olabiliriz. Ama gelecekte mutlu olabiliriz. Yaşanan terslikler bazı kişilerin dünyaya kötümser bir bakış açısı geliştirmelerine yol açar. Bir şey ya iyidir ya kötü Olayları ve diğer insanları tümden iyi ya da tümden kötü olarak değerlendirmek genellikle daha kolay gelir. Ancak bu gerçekçi bir yaklaşım değildir. Diğer insanların istediği gibi olmasam yalnız kalırım Bu inanç insanların kendi isteklerinden fedakarlık etmelerine ve yaşamlarını başka insanların mutlulukları doğrultusunda sürdürmelerine neden olur. Bunun sonucu da anlamlı olmayan bir yaşamdır. Önce kendi mutluluğumuzu değil başkalarının mutluluğunu düşünmeliyiz. Her birey başkalarının mutluluğunu engellemediği sürece kendi mutluluğunu düşünme hakkına sahiptir. Yalnız olmak korkunçtur İnsan sosyal bir varlıktır ve başka insanların varlığı dünyamıza renk katar. Ama her zaman etrafımızda başkalarının olmasını beklemek pek gerçekçi değildir. Yalnız kaldığımız zaman düşünerek, okuyarak, dış dünyayla ilgili değerlendirmelerde bulunarak kendi başımıza yapacağımız etkinliklerde bulunabiliriz. STRESLE BAŞA ÇIKMAK İÇİN YAPILABİLECEKLER 1) Problem veya içinde bulunulan duygusal duruma odaklanarak başa çıkma. Probleme odaklanarak başa çıkma tarzında var olan bir olayı değiştirmeye çalışırız. Böylece yeni bilgiler elde ederek stres yaratan faktör veya faktörleri elimine etmeye çalışırız. Örneğin trafik sıkışıklığında kalmışsak, alternatif yol güzergahları belirleyip bu güzergahları kullanabiliriz. Dikkat edilirse bu yöntemle stresimizin üstesinden gelmekte başarılı oluruz. Duygusal duruma odaklı başa çıkma da ise birey stresin verdiği olumsuz duyguları ortadan kaldırmak için duygularını değiştirmeye çalışır. Örneğin iyi ki trafik tıkandı, bugün işe gitmeyi hiç istemiyordum. Oysa işe gitmek bizim bir sorumluluğumuzdur. Bu örnekte birey kendisini geçici olarak duygusal anlamda rahatlatmaktadır. Bu başa çıkma tarzı bizi kesin çözüme ulaştırmaz. 2) Stres kaynağını kontrol ederek veya kaçarak başa çıkma. Bir problemin varlığını kabul edip bunu çözmek üzere bir plan yapabiliriz. Bu durumda stres kaynağını kontrol etmekteyiz. Bunun terside stres kaynağını görmezden gelmek, unutmaya çalışmak, arkamızı dönmek veya başka ortamlara geçmek şeklinde kaçma davranışı olarak da ortaya çıkabilir. Örneğin iş yerinde kavgalı olduğumuz bir arkadaşımız var. Biz bu kavganın önemli olmadığı üzerinde durabiliriz, onunla mümkün olduğu kadar az iletişime girebiliriz veya başka bir bölüme alınmamızı isteyebiliriz. Görülüyor ki stres kaynağını kontrol etmek bir kalıcı çözüm iken, kaçmak, yok saymak, ilgilenmemek stresi ortadan kaldırmamaktadır. 3) Sosyal destek arayarak veya yalnız başına başa çıkma. Bazı durumlarda strese karşı yalnız başına mücadele etmek iyi iken bazı durumlarda da sosyal destek alarak mücadele etmek iyidir. Şöyle ki sorunumuz kimseye anlatılamayacak kadar özel ise o zaman yalnız başına bir çare aramak daha iyidir. Eğer durum sosyal destek almamıza engel teşkil etmiyorsa o zaman özellikle iş stresine çare olarak iş arkadaşlarından sosyal destek almak çok iyi sonuçlar vermektedir. Ama burada dikkat edilmesi gereken nokta kimden ne kadar destek alacağımızdır. Sorunlarımızın çözümü için aldığımız destek kariyer ilerlememizde önümüze engel olarak çıkmamalıdır. 4) Bilişsel ve davranışsal stratejiler. Aşamalı gevşeme teknikleri Bu metod, stresin neden olduğu kas gerginliği ile aynı kasın tam gevşek durumu arasındaki farkı ayırt edebilme yeteneğimizin kazanılmasıdır. Madem ki stres kaslarda gerginliğe (tonus) neden oluyor o zaman kasın gevşek durumunu bilirsek stres altında olduğumuzu bilir ve gevşeme yöntemini kullanabiliriz. Bu yöntemde sırasıyla eller ve kollar daha sonra yüz, boyun, omuzlar ve sırtın üst bölümü sonra göğüs, karın ve sırtın alt bölümü ve son olarak ta kalça kasları, bacaklar, ayaklar ve tüm vücut gevşetilmelidir. Örneğin sağ yumruğunuzu sıkın bir süre böyle tutun sonra yumruğunuzu gevşetin. Tekrar aynısını yapın. Yumruğunuz sıkılı ve gevşek durumları arasındaki farkı hissedin. Bunu sırasıyla tüm vücut bölgeleri için uygulayın. Bunu başardığınız taktirde kaslarınızdaki gerginliği hissedebilir ve buna göre gevşeme tekniğini kullanarak stresinizle baş edebilirsiniz. Otojenik eğitim Bu eğitimde kişi telkin yöntemiyle bir çeşit hipnoz durumuna girebilir. Ancak bu yöntem sabır ve konsantrasyon gerektirmektedir. Öncelikle baskın olarak kullanılan kol ve bacaktan başlanarak kol ve bacakta ağırlık hissine yoğunlaşma. Örneğin 'sağ kolumda ağırlık hissediyorum, sol kolumda ağırlık hissediyorum, her iki kolumda ağırlık hissediyorum, sağ bacağımda ağırlık hissediyorum, sol bacağımda ağırlık hissediyorum her iki bacağım da ağırlaştı' gibi. Daha sonra aynı sırayla bu kez kol ve bacaklarda sıcaklık hissine yoğunlaşılır. Bundan sonraki aşama kalp üzerinedir ve 'kalp atışlarım sakin ve düzenli'. Bunu 4-5 kez tekrarlayın. Daha sonraki aşama solunum üzerinedir. 'solumam sakin ve gevşek'. Daha sonra karın gelir. 'Karnım sıcak' ve son olarak alın gelmektedir. 'Alnım serin'. 4-5 kere tekrarlayın. Stresle başa çıkmayı zorlaştıran düşünce yapısının değiştirilmesi Daha önce söylediğimiz ve bizim için faydası olmayan düşünce yapılarını bırakmamız gerekir. 5) Nefes egzersizleri Nefes egzersizleri vücudu rahatlatıp, gevşettiği için stresle başa çıkmada etkili bir yöntemdir. Bu yöntemlerden bir tanesi de birden sekize sayma egzersizidir. Bu egzersiz için önce soluk verilir,sonra derin bir soluk alınarak aynı zamanda gözler kapatılarak, gözlerimizin önünde bir sayısı içsel söylenerek canlandırılmaya çalışılır. Nefes 3 saniye tutulur sonra yavaş yavaş bütünüyle verilirken iki sayısı canlandırılır. Sırasıyla üçte nefes alınır 3 saniye tutulur, dört denilerek verilir. Beş alınır, altı verilir, yedi alınır, sekiz verilir. Bu egzersiz sakin, gürültüsüz bir ortamda, yere yatarak veya iskemlede oturularak yapılabilir. 6) Fiziksel egzersiz ve spor 'Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur'. Hiç şüphe yok ki fiziksel egzersiz ve spor kendimizi zinde tutmak için gereklidir. Ayrıca bu etkinlikler stresle başa çıkmamızı kolaylaştırıcı alt yapıyı hazırlayarak vücudumuzun bu türden tehlikelere olan direncini de artırır. Kolaylık olarak yürüyüş, koşu, bisiklete binme ve yüzme yapılabilecek sporlar içinde en kolaylarındandır. 7) Sağlıklı beslenme Sağlıklı beslenme vücudumuzun içsel ve dışsal tehditlere karşı direncini arttıracağından çok önemlidir. Bunu sağlamak için özellikle kafein, alkol, sigara, şeker, tuz ve yağ gibi maddelerden mümkün olabildiğince uzak durarak sebze ağırlıklı ve karbonhidrat, mineral ve vitamin bakımından dengeli bir beslenme alışkanlığını edinmemiz bizler için vazgeçilmez olmalıdır. İŞ STRESİNDE ÖRGÜTLERİN KULLANABİLECEĞİ STRATEJİLER İş tasarımı Bu nokta işin çalışan bireyler için daha cazip hale getirilmesini ifade etmektedir. Örneğin çalışana sorumluk verme veya arttırma, işinin önemli olduğunu ve toplum gözünde saygın bir iş yaptığının hissettirme gibi. İş çevresinin tasarımı Bu faktör çalışanın işyerinde karşılaştığı tüm fiziksel, çevresel ve ergonomik sorunların elimine edilmesi anlamındadır. Rollerin analizi, hedeflerin belirlenmesi, çalışana geri bildirim sağlama Bu noktada çalışana neleri yapması gerektiğinin açık seçik bildirilmesi, ulaşması gereken hedeflerin belirtilerek bu hedeflere varmak için gösterdiği performansı hakkında kendisine bilgi verilmesidir her açıdan gereklidir. Örgütsel sosyal destek Örgütsel sosyal destek çalışana kreş hizmetinden tutun da verilecek yemekler, servis olanakları gibi bir çok etkeni kapsar. Ayrıca çalışanların boş zamanlarında örgütün düzenleyeceği sosyal aktivitelere katılması da bir nevi destektir. Stresimizle başa çıkmayı kolaylaştırıcı unsurlardan olan pozitif enerjinizi toplamamıza yardımcı olacak on maddelik reçetemiz ise şunlardan oluşmaktadır:
__________________ Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. (Mevlana) |
| | |
| | #5 |
![]() | ZAMAN YÖNETİMİ Etkileyebileceğiniz tek zaman dilimi ŞİMDİKİ ZAMANdır. Peter Drucker Sürekli zaman bulamadığınızı mı söylüyorsunuz? Zamanı iyi programlayamadığınız için işleriniz içinden çıkılmaz bir hal mi alıyor? Cevabınız evet ise, zamanınızı etkin bir şekilde yönetemiyorsunuz demektir. Eşsiz bir kaynak olan zamanı nasıl harcayacağımıza kendimiz karar veririz. Tıpkı öteki kaynaklar gibi zaman da çok etkili biçimde değerlendirilebilir veya boşa harcanabilir. Yazar ve danışman Peter Drucker şu gözlemde bulunuyor: "Zaman en az bulunan kaynaktır. Eğer doğru yönetilmiyorsa, hiçbir şey yönetilmiş sayılmaz." Zamanın yönetimi konusu neden ihmal ediliyor? Çünkü bütün kaynaklar arasında en az anlaşılan ve en kötü yönetileni zamandır. Aslında burada önemli olan konu ne kadar zamanımız olduğu değil. Sorun elimizdeki süre içerisinde neler yaptığımız ve zamanı ne kadar doğru kullandığımız. Aslında pek çok zaman tuzağı insanın kendisinden kaynaklanır. Kendinize bazı sorular sorduğunuzda aslında bazı zaman tuzaklarını kendinizin yarattığını göreceksiniz. Zaman tuzaklarından hangilerine siz neden oluyorsunuz? Hangilerini başkaları veya dış kaynaklar oluşturuyor? Bu dış kaynaklardan hangilerini kontrol altına alabilir, hangilerini ortadan kaldırabilirsiniz? İşte çalışma yaşamındaki zaman tuzaklarından bazıları:
Önemli ve acil konuların arasındaki farkı belirlemeniz gerekmektedir. Kendinize sık sık şu soruyu sorun: Benim için işimde önemli olan nedir? Aklınıza gelenleri bir kağıda yazınız. Bu yazdıklarınız size işiniz ile ilgili değerlerinizi verecektir. Genellike yazılanlar şöyledir; başarı, tatmin, kariyer, başkalarına yardım & eğitme, para, güç... Siz işiniz hakkında sizin için en önemli olan 3 tanesini belirleyiniz. Bu sayede işinizde sizi en çok neyin motive ettiğini de öğrenmiş olacaksınız. Yapmanız gereken işleri önemli ve acil sıralamasına dizip, bitirene dek başkalarının araya girmesine izin vermeyin ve daha önce yapılacak işleri yazdığınız listede her bitirdiğiniz işin üzerine bir çizgi çekerek o işi bitirmiş olmanın başarısını yaşayın. Zaman yönetimi sizin bütün performanısınızı etkiler, zamanınızı iyi kullandığınızda hem kendinizi hem ekibinizi iyi yönetir ve başarılı olursunuz. Lütfen hatırlayın; "Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız varacağınız yerin önemi yoktur." Zamanınızı doğru yöneterek iyi bir hafta geçirmenizi dilerim.
__________________ Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. (Mevlana) |
| | |
| | #6 |
![]() | DİNLEMEK İletişimden aldığınız tepki kastettiğinizden farklı olabilir? Bu ara çevremde pek çok kişiden duyduğum bir şey var; "Beni anlamıyorlar!" "Beni dinlemiyorlar!" veya "Kimseye derdimi anlatamıyorum!" Merak ediyorum size de oluyor mu? Peki hiç düşündünüz mü? Siz acaba ne kadar iyi bir dinleyicisiniz? Araştırmalar gösteriyor ki, birçoğumuz söylenenlerin yaklaşık olarak yüzde 50'sini anlıyor, değerlendiriyor ve aklında tutuyor. İki gün sonra ise bunların sadece yarısını hatırlıyoruz. Yani sonuç olarak söylenenlerin sadece yüzde 25'ini idrak edip akılda tutuyoruz. İş yaşamında verimli dinlememe hem maddi hem manevi zararlara yol açabiliyor. Yanlış dinleme yüzünden kaybedilen zamanı ve tekrar yapılan işleri düşünün. İlişkide olduğumuz insanları verimli bir şekilde dinlememe ya da dinlemeyen insanlarla ilişkide olma, kişisel yaşamımızda da zararını görebileceğimiz bir durum. Hepimizin fikirlerimizi, ideallerimizi ve duygularımızı paylaşacak insanlara ihtiyacı vardır. Aksi taktirde yalnız ve izole edilmiş olduğumuzu hissetmeye başlarız. En iyi arkadaşlıkların temelinde iyi bir dinleyici olma yatar. Dinleyen insanlara daha fazla yakınlık duyarız çünkü onlar bizi dinler ve destekler. Eğer karşımızdakini dinleme bu kadar önemliyse neden daha iyi dinleyiciler olamıyoruz? Dinleme zorluğu çekmenin altında yatan neden aslında fizyolojik. Dakikada 400-600 kelime dinleme kapasitesine sahipken konuşma kapasitemiz yaklaşık 125 kelime. Bu da bize karşımızdaki kişi konuşurken başka şeyler düşünme fırsatı veriyor. İyi bir dinleyici olmamamızın en önemli nedenlerinden biri de yetersiz eğitim. Okullarda çocuklara okuma, yazma ve konuşma öğretiyoruz. Yetişkinler hızlı okuma, topluluk önünde konuşma gibi kurslara katılıyorlar. İletişimi artırmak için yaptığımız bunca çabanın yanında, iletişimin en önemli unsurlarından biri olan dinlemeyi nedense unutuyoruz. Başka bir neden de karşımızdakinin beklentisini yanlış anlamamızdan kaynaklanıyor olabilir. Bazen karşımızdakini dinlemek istemeyiz çünkü problemlerini çözmemizi istediklerini zannederiz. Elbette ki bunun geçerli olduğu durumlar da vardır. Yakın çevreniz maddi ya da manevi problemlerinde sizden yardım isteyebilirler. Ya da işyerindeki çalışma arkadaşınız onu desteklemenizi isteyebilir. Ancak genellike insanlar sadece fikirlerini ve duygularını bizimle paylaşmak isterler. Tek istedikleri onları anlamamızı ve neler yaşadıklarını bilmemizdir. Ünlü yazar ve psikolog Leo Buscaglia, bu durumu şu cümlesiyle açıklar: ?Beni dinlemeni istediğimde, bana öğüt vermeye başlıyorsun, senden istediğimi yapmamış oluyorsun.? Bazen insanlar sadece onu dinlememizi isterler, fazlasını değil. Kendimizi karşımızdakinin yerine koyarak onun neler hissettiğini anlamak empati göstererek dinleme olarak bilinir. Karşımızdakinin ne hissettiği hakkında düşündüklerimizi söylemek onu dinlediğimizi ve anladığımızı gösterir.
__________________ Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. (Mevlana) |
| | |
| | #7 |
![]() | DİNLEME KONTROLLERİ Dinleme yeteneğinizin biraz gelişmesi gerektiğini düşünüyor olabilirsiniz. Bu alışkanlıklarınızı bir gecede değiştiremeyeceğiniz için, daha iyi bir dinleyici olmak istiyorsanız hayatınız boyunca biraz çaba göstermelisiniz. Unutmayın ki, dinleme, önemli bir iletişim aracıdır. Hiçbirimiz mükemmel bir dinleyici olamasak da, dinleme yeteneğimizi olabildiğince geliştirebiliriz. Dinleme Kontrolleri Netleştirme;
Doğrulama, tekrarlama;
Duygu durumunu gösterme;
Özetleme;
Onaylama;
__________________ Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. (Mevlana) |
| | |
| | #8 |
![]() | PERFORMANS Yaptığınız işe yaramıyorsa farklı bir şey yapın. Her zaman aynı davranışı yaparsanız, her zaman aynı sonucu alırsınız. Başarısızlık yoktur, sadece geribildirim vardır. Ne olursa olsun, bir daha sefere davranışın geliştirilmesi için pozitif geribildirim veriniz. Yapacağınız değişiklikler için bütün kaynaklara sahipsiniz. Her zaman yapılacak farklı bir şey vardır ve bu kaynağı içinizde bulacaksınız. Hepimiz kendi gerçeğimizi kendimiz yaratıyoruz. Dünyaya duyularımızla bakıp hepimiz olayları farklı algılıyoruz. Başkalarını değiştirmektense kendimizi değiştirmek daha kolaydır. Kendimizi değiştirince başkalarının bize davranışları da değişecektir. Gelişiminiz için ilk adım hayal gücünüzü kullanmaya başlamaktır. Gelişim düşünce ile başlar, iletişim ile devam eder ve davranışlar ile oluşur.
__________________ Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. (Mevlana) |
| | |
| | #9 |
![]() | İNSANLARLA BAŞEDEBİLMEK Stres mi rahat bir yaşam mı? Hangisini tercih ediyorsunuz? Hayat seçimlerden ibarettir. İletişim de... Günlerinizi stres dolu da geçirebilirsiniz, düşük stresli ve verimli iletişim de kurabilirsiniz. Çalışma arkadaşlarınızla hatta zor insanlarla nasıl iletişim kurduğunuz sizin seçiminizdir. Sakin olup çözüm aramak yapacağınız bir seçimdir. Maalesef sürüde bir koyun olup kalabalığı takip etmek tabii ki daha kolay. Ama bunun yerine kendinizi ortaya koyun ve çözüm bulmada ne kadar becerikli olduğunuzu gösterin. Davranışın ardındaki olumlu niyeti bulun Eğer kaba, negatif, görgüsüz biriyle konuşuyorsanız, rahatsız, sinirli ve agresif olmanız çok kolay. Ancak bu, durumu daha da zorlaştıracaktır. Onun yerine başka bir yol deneyin. Konuştuğunuz kişinin olumlu niyetini bulmaya çalışın. Yani kendinize şunu sorun: "Bu davranışın ardındaki ne gibi bir olumlu neden olabilir?" Konuştuğunuz kişi sinirliyse, acısını ve sinirini ifade ettiğini düşünebilirsiniz. Doğru cevabı bulamayabilirsiniz ama önemli olan olumlu bir yön bulmaktır. Karşınızdaki kişinin negatif davranışının altında aslında pozitif bir mesaj olduğunu varsayarak, ona daha sabırlı yaklaşabilir, hatta sempati duyabilirsiniz. Böylece daha az stresli bir iletişim kurmuş olursunuz. Pozitif duygusal konumunuzu seçin Duygusal yerinizi seçmek yani olaylar karşısında nasıl davranacağınıza karar vermek bir yetenektir. Stresli bir durumun içindeyseniz ve etrafınızdaki herkes gerginse onlara katılmanız gerekmiyor. Sakin ve objektif olursanız daha fazla şey başarabilirsiniz. Nerede ve ne zaman en mutluydunuz? O anı hatırlayın, neredeydiniz? Ne hissediyordunuz? Yanınızda birisi var mıydı? Konudan uzaklaşın Kendinizi yüksek tansiyonlu bir tartışmanın içinde bulduğunuzda, kendinizi konudan biraz uzaklaştırın, dışarıdan bakmaya çalışın. Şöyle düşünün: odanın başka bir köşesindesiniz, tarafsız bir gözlemci olarak uzaktan kendinizi başkalarıyla iletişim kurarken izliyorsunuz. Örneğin ya deyin ki ben tavandaki lambayım, ya da şöyle düşünün .......... olsa ne yapardı ? O olsa ne yapardı diye düşüneceğiniz kişi içinde ister çok sevdiğiniz bir yazar, ister bir düşünür ister bir bilim adamı isterseniz ise en çok takdir ettiğiniz kişiyi seçin ve sorun kendinize o seçtiğiniz kişi ne yapardı bu durum karşısında nasıl davranırdı? Bunu yaptığınız zaman durumu idare etmek için daha iyi çözümler bulacak, kendinizi daha az rahatsız hissedeceksiniz. Ayrıca bu yaklaşım, başkalarının özellikle zor insanların yol açtığı stresten daha az etkilenmenizi sağlayacak. Bu 3 ipucu günlük konuşmalarınızda kullanabileceğiniz birkaç örnek. Bir kere alıştığınızda, insanlarla konuşurken olaylara dışarıdan bakmak daha da kolaylaşacak.
__________________ Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. (Mevlana) |
| | |
| | #10 |
![]() | KARAR VERME Yaşamımız aldığımız kararlarla şekillenir. Sağlıklı kararlar alabildiğimiz sürece kendi hayatımızın sorumluluğunu elimizde tutabiliriz. Bazı kararlar önemlidir, bazıları önemsiz. Bazı kararlarımızı kendimiz alabiliriz, bazılarını ise sosyal baskılar şekillendirir. Karar verme bir beceridir. Bisiklete binmek, yeni bir dil öğrenmek, ayakkabı bağlamak gibi bir beceri. Ve tıpkı onları öğrendiğimiz gibi karar verme becerisi de öğrenilebilir. Yapılan araştırmalar başarılı kararlar verenlerin tüm bilgileri ve gerçekleri topladıklarını, karar verme güçlüğü çekenlerin ise karar verme anında sürekli bir sorundan diğerine atladıklarını göstermektedir. Tüm başarılı karar verme yöntemleri genellikle aynı süreci izler:
Karar verme süreci 1. Sorunu Tanımlamak: Eski bir deyiş şöyle der: "Sorunun ne olduğu biliyorsanız yarı yarıya çözülmüş demektir." Sorunu tam olarak belirlemek karar vermenin en önemli adımlarındandır. Bazen semptomları yani belirtileri problem olarak görebiliriz. Mesela ders çalışamamak bir problem olarak görünebilir ama bazen temelde daha farklı sorunlar olabilir: net bir amacınızın olmaması ya da kişisel bir sorununuzun olması gibi. Sorunun ne olduğunu tam olarak belirleyebilmek için kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
Sorunun ne olduğunu netleştirmek için önce kendinizi konuyla ilgili uzman haline getirebilirsiniz. Probleminizle ilgili bilgi toplarken bilgi alabileceğiniz bütün kaynakları harekete geçirin. Benzer durumları yaşamış kişilerle konuşun. Bazen duruma dışardan bir bakış görmediğiniz pek çok ayrıntıyı görmenize yardımcı olabilir. 2. Hedeflerinizi ve değerlerinizi belirlemek: Kendinizi daha iyi tanımanız, değerlerinizi, ve hayat felsefenizi belirlemeniz karar verme sürecinizi oldukça kolaylaştıracaktır. Hayatınızda nelere öncelik ve değer veriyorsunuz? Sosyal hayat, kariyer, cinsellik, aile, para, sağlık, güç, güzellik, din, eğitim, sosyal adalet.... Bu sorunun cevabına "hepsini istiyorum" demek kolaydır ama hepsini elde etmek çoğu zaman mümkün değildir. Büyük bir şirkette genel müdür olarak çalışıp, ailenizle zaman geçirip, akşamları spor yapıp, aynı zamanda da yeni yerleri görmek için sık sık seyahat etmeniz çok gerçekçi ve mümkün değildir. Hedeflerinizi bilmek ulaşacağınız adresi belirlemek gibidir. Yan yollara girip zaman kaybetmenize engel olur. Karar vereceğiniz ya da seçim yapacağınız ihtimalleri değerlendirirken hedefinize uzak ya da hedefinize uygun olarak kısa sürede ayırabilirsiniz. Bunu yaparken de hedeflerinizin somut, gerçekçi ve değerlerinize uygun olması önemlidir. Örneğin mutlu olmak oldukça soyut bir hedeftir. Sizi nelerin mutlu edeceğini somutlaştırmak hedefinize ulaşmanızda yardımcı olacaktır. 3. Çözüm alternatifleri üretmek: "Gerçekçi değil, aptalca," vs demeden mümkün olduğunca çok çözüm alternatifi üretmeye çalışın. Bunun için beyin fırtınası yapabilirsiniz. Aklınıza gelen alternatifleri, etrafınızdakilerin de önerilerini alarak yazın. Bunu yaparken "ya ..., ya da... " şeklindeki düşüncelerden uzak durmaya çalışın. Örneğin "Ya çocuk doğururum, ya da kariyerime devam ederim." Çocuk yaptıktan sonra, işinize bir süre ara verdikten sonra geri dönmek ya da yarı-zamanlı bir işe geçmek mümkün olabilir. Sonuç olarak birini seçmek adına öbür isteğinizden tamamen fedakarlık etmeniz gerekmeyebilir. 4. Sağlıklı karar vermeyi engelleyen psikolojik faktörlerin farkına varmak: Kendine aşırı güven, kaygı, depresif bir ruh hali, başkalarına bağımlı olmak (etrafındakiler tarafından sevilmek ve kabul görmek için kendi istediklerini değil, onların istediklerini yapmak), mükemmeliyetçilik (hata yapmayı kabul etmemek, her şeyi aynı anda istemek gibi) sağlıklı kararlar almamızı engelleyebilir. Çoğu zaman bu duygusal engellerin farkında değilizdir. Fark ettiğimiz zaman ise bu duygularla baş etmek zor olabilir. Böyle bir durumda mümkünse karar vermeyi ertelemek ve kendi başımıza halledemediğimiz konular için bir uzman yardımı almak iyi olabilir.
__________________ Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. (Mevlana) |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konu Bilgileri | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Yeni Kisisel Logo'm | MEMO-LINE | Logo | 15 | 3 Hafta önce 21:19:42 |
| Kisisel Logo Calismam | MEMO-LINE | Logo | 7 | 05-04-2008 04:33:34 |
| Kisisel Deneme | sadikerdogann | Edebiyat | 5 | 14-02-2008 00:40:37 |