Sayıklamalar
zaman evrildi zaman çevrildi
insanlar belki ve belli ki topraktan çok şey öğrenmişlerdi
tohumu toprağa bırakmayı onu sulamayı,gözlemeyi-izlemeyi,
sıkışan toprağı karıştırmayı…..
onların dili buydu;
elleriydi, gözleriydi…
ve asri zamanlar demişlerdi : GELdi
insanlar şimdi bağırarak konuşmak istiyorlar
tek dilleri bu
düşünceleri kat kat birbirine açılıyor
ve her açılışta binlerce kelime peydah oluyor
konuşuyorlar,sürekli konuşuyorlar
sükunetin mevsimiydi belki önceler..
ve belli ki
geçti….
artık insanın yaptığı her yapı her eser onun açlığını
açlığı haykırışını “bağırarak” dile getiriyor,
kelimeleri ,içlerine girdikleri evler kadar ,kaba - yontusuz ve soğuk
kelimeleri ,içlerine girdikleri evler kadar girift-sıkışmış ve tenha
üst üste yığıyor ve içinde sıkışıyorlar
dilleri birbirini tekrar eden sokaklar kadar,
kekeme….
bilirsiniz işte,
bazen zamanı beklersiniz
yani öyle boş ve avare bir halde
öyle bezgin ve çaresiz
umduğunuz büyük bir felaket midir?Belki!
bir deprem,bir fırtına,bir ölüm!
büyük bir patlama ya da? Hımm?
-dağılan parçalarınızı bir araya getirecek(!)-
ya da…. ?
ya da NE!
kendinizden bunca umutsuz olduğunuz bir an işte…..
yalpalarak sözlerinize çarptığınız bir an…….
böyle karamsar ve boğucu cümleleri avuçlarınıza alıp
kuvvetle sıktığınız binlerce an…
tüm bunlar miğdemi bulandırıyor…
ağıt yakmaktan sıkıldım
ateş yakmak istiyorum
kırmızı ve parlak bir ateş
yarıda bıraktığım cümlelerden af diliyorum
dilimin altında biriken kelimeleri yutmadan
ve korkmadan
konuşmak istiyorum………..

herşeyin böyle olması
anlamanın dış kabuğu sert
nesnelere akıl danışmak ve bazen
göğe suyu
yere kanı sormak
ya da tam tersi
anlamanın yoran dersi
yürü yürü yürü
ama başın geri dönmesi
yaşamın ardı ve gerisi
geçtiğinde anlarsın
geçtiğinde
anlarsın
Bazen eyerinden boşalan atlar gibi kelimeleri olduğu haliyle rastgele bırakmak ister insan ağızından…. İşte Sayıklamalar dilden boşalan tüm bu sözcükleri - ” sözcüklerimi” bir arada topladığım bir konu başlığı olcak :) ——
kardan elbiseler giymeyin!
akıp gidecek teninizin üzerinden….
bir beyazlık
ki ardından
—ıslanacaksınız—

HEP AYNI ÇOCUKTUR,DUAYA DURUR:
IŞIĞI KIRILGAN BİR SESTİR,DAĞILIR…
İÇİMİN AVLULARINDA….

aşklar da bitermiş değil mi aysun?
o merdiven gibi tıpkı karaköy yolunda
bir birleşir bir ayrılırmış adımlarımız….
eminönü sandalları gibi uyku mahmuru
bir yukarı çıkar,bir batarmışız..
aşklar da bitermiş,ama yine de
gözgöze gelmeyelim ne olur aysun!
bakarsın dirilir uykuya dalan
sevda denen buğu;
o gizli efsun…..
yalancısın kızım!yalancı aysun!
artık kim inanır ki senin yalanlarına!
vermeyi bilmezsin boşa beklersin ….
aşk dilenci olsa
gelmez kapına….

21 Nisan 2008, 16:11 tarihinde.
Denizde kum tanesi gibidir zaman. Dalga her kıyıya vurduğunda, hayatından bir anı daha alır götürür. Şehrin içi, şehrin dışı kadar yormaz insanı. Ya senin için tayfa? Üst üste yığılan kaç şehrin altında ezilebilir ki insan? Bağırdığında kaç şehir sesini duymuyor ya da sesin çıkıyor mu, o geniş boşluklarda…
Mavitayfa, güzel dostum; Zamansız olma, bırak zaman sensiz olsun…
23 Ekim 2008, 09:11 tarihinde.
neden zaman bensiz kalsın ki?
kafiye olsun diye mi?
asla ve kat’a.
ben yoksam bu zamanda.
hayat kafiye uyumundaymış. hıh!
oh ne aala ne aala.
23 Ekim 2008, 22:28 tarihinde.
değişik bi yorum bi yandan da haklı galiba:)