Mustafa Kemal Atatürk

Biyografiler - Mustafa Kemal Atatürk ...

Cevapla
Mustafa Kemal Atatürk
shedesign isimli Üye şimdilik offline konumundadır

shedesign

Grafiker / Hatay

Dosya15
Alt 09-11-2008 #21
Sponsorlu Bağlantılar

Devletçilik poltikasının olumsuz yanları [değiştir]Devletçilik politikasi'nin olumsuz yanlari Milton Friedman gibi nobel kazanmis unlu ekonomistler tarafindan kanitlanmistir. Devletcilik politakalarinda [sosyalizmde) devlet, tarim/sanayi urunlerinde veya hizmet sektorlerindeki talebi gormezden gelir. Tarim, sanayi ve hizmet sektorlerindeki kurumlar (fabrikalar, okullar hastaneler) halktan toplanan vergilerle açılır. Devlet bu kurumlardaki üretimi önceki yillardaki tuketime bakarak bir merkezi yönetim uzerinden tahminen yapar. Ne var ki, önceki yıllardaki tüketim bu yilki tuketime hiçbir zaman tam eşit olmaz. Uretim tuketimden az olursa kitlik cikar. Uretim gereginden fazla olursa bu kuruluslar zarara ugrayabilirler ve devlete yuk olmaya başlarlar. Devlet hicbir zaman bir sonraki yilin tuketimini tam olarak kestiremez ve devlet kuruluslari ya kitliga yada zarara neden olur ki bu zararlar yine vergilerle vatandaslara mal olur. (ornek: Turkiye'de 70'lerde tup kitligi ve tup siralari (ne var ki Kemal Sunal filmlerine bile konu olmustur),1980'lerde yag kitligi).[14]

Çoğulcul Tercih

Devletcilik politikasinin bir diger sorununu Ludvig von Mises "Cogulcul Tercih" olarak aciklamistir. Cogulcul tercih su manaya gelir: Devletcilik politikasinda eger devlet halkin sabit telefon, sigara, içki, yolcu ucağı ihtiyaçlarını görmüş ise, bunlar icin butun halktan vergi toplamak zorundadir. Boyle bir durumda sabit telefonu kullanmak istemeyen, sigara/icki icmeyen ve yolcu ucağına binmek istemeyen bir insan ile bunlari kullanacak kisiyi bir tutulmus olur. Kullanmadigi servisler icin fazladan vergi odemek zorunda kalan sahis, "Cogulcul Tercih" in magduru durumuna duser.[15]

Yolsuzluk ve Mafya

Unutulmamasi gereken bir diğer husus ise Henry Hazlitt tarafından "corruption" adiyla aciklanmaktadir. Devlet, halktan vergileri merkezi yonetim ile toplamaktadir. Bu vergilerin toplamlanması işlemi ve kuruluşlara aktarımı sırasında gorev alan memurlar "melek" olmadıkları ve kendi cikarlarini dusundukleri icin, buralardan para aklayabilirler. Toplanan vergiler kuruluslar yerine, gorevlilerin ceplerini doldurabilir. Bu da yolsuzluktur. [16]

Uretimde olusan yanlis tahminler sonucunda kitlik cikarsa ihtiyac sahipleri ihtiyaclarini karsilamak icin fazladan para odemek isteyebilirler. Yalniz devletcilik politikalari genelde fiyat kisitlamalarida uygular. (petrolun, elektirigin, maximum ucreti ve işçilerin asgari ücreti gibi) Bu durumda devlet ne kadar tuketiciyi koruyormus gibi gozukse de ihtiyaci fazla olani, ihtiyaci az olandan ayiramaz. Bu durumda ihtiyac sahipleri devlet memurlarina rusvet onerebilirler ki bu da "corruption" in bir parcasidir. Rusya gibi devletcilik politikalarinin 1991'den once cokca uygulandigi yerlerde buna bagli olarak mafya'da turemistir.
Bu mesajdan alıntı yap
shedesign isimli Üye şimdilik offline konumundadır

shedesign

Grafiker / Hatay

Dosya15
Alt 09-11-2008 #22
                             Sponsorlu Bağlantılar
Rekabet

Rekabet konusu da devletçilikte önemli bir yer tutar.Örneğin bütün süt işletmelerinin devletinin elinde olduğunu bir ekonomide inekler elle sağılır ve yeni teknoloji ürünlerine gereken önem gösterilmez. Her seçim sonrasında yönetim kadrosu değişir ve yine her seçim sonu iş vaad edilen kişiler işe almak için yeni işler bulunur. Bir yumurta bir kişiye taşıtılabilecekken, on kişiye taşıtılır. İşçiler ise nasıl olsa maaşlarını aynı miktarda her aybaşı aynı şekilde alacakları için fazladan bir çabayı gereksiz görürler. Her süt işletmesi de devletin olduğu için işletmeler birbiriyle yarışmak gibi gereksiz bir zahmete katlanmaz. Rekabetten olmadığından kaliteyi artırmayı veya fiyatları düşürmeyi gereksiz görürler.

Eğer bu süt işletmelerinin özel sektörde olduğunu düşünürsek rekabet halindeki işletmeler daha az maliyetle daha çok ürün elde etmek için sütü elle sağmak yerine makinalarla sağarak zamandan tasarruf eder. Yapılan iş ile paralel ücretler öder ve sonuçta bir yumurtayı bir kişiye taşıtır. Böylece üretim daha fazla olur, hem devlet özel kurumdan daha çok vergi geliri sağlar, hem rekabet olduğunda ideal kaliteye yaklaşılır ve fiyatlar düşer, hemde vatandaşın üzerinden bu işletme için ödediği vergi yükü kalkar.

Ekonomik Organizasyon'un Asimetrik Dağılımı

Devletçilik polikalarının bir diğer sorunu ise misallocation of economic organization olarak Carl Menger tarafından açıklanmıştır. Bunun örneği ve çıkardığı sorunlar ülkemizde hala geçerlidir. PKK terörist organizyonuda bu sorun sonucunda doğmuştur. Yukarıda açıklandığı gibi devlet, rekabet olmadığından halkın taleplerini görmezden gelir. Ekonomi,merkezi yönetimce hazırlanan ekonomik plana uygun olarak şekillenir. Ne var ki, ekonomi siyasi, kültürel, sosyolojik, dini sebeplerden asimetrik olarak şekillenebilir. Ekonominin şekli halkın değil birkaç kişinin insiyatifinde bulunduğundan devlet yatırımlarında asimetrik dağılım gözükür. İstanbul'a ve Türkiye'nin Batısına yapılan devlet yatırımları, çeşitli sebepler nedeniyle doğuya yapılmayabilir. Bu da doğu halkının ödediği verginin karşılığını alamamasıyla sonuçlanır ki PKK isyanının sebebi de budur. Aynı şekilde başörtülü öğrencilerin veya kamu çalışanlarının devlet üniversitelerine veya kamu dairelerine sokulmaması, bu öğrencilerin/çalışanların ödediği katma değer vergileri/gelir vergileri gibi vergilerinin devletten karşılığını alamıyor olmaları ileride büyük isyanlara yol açabilir. Nitekim aslında devlet ne hastaneleri, ne okulları, ne fabrikaları, ne bankaları için aslında hiçbir ödeme yapmamaktadır.Devlet hizmetlerinin ödemelerinin tamamı (okul açmak için çimento, sıraların paraları, doktor/öğretmen parası, F-16 jetleri, yollar vs.) milletin vergileri üzerindendir.
Bu mesajdan alıntı yap
shedesign isimli Üye şimdilik offline konumundadır

shedesign

Grafiker / Hatay

Dosya15
Alt 09-11-2008 #23
Gümrük Vergileri

Devlet tarafından oluşturulan gümrük vergileri de zannedildiği gibi yerli üreticiyi korumamakta aksine onu tembelleştirmekle beraber tüketiciyi zarara uğratmaktadır. Ünlü ekonomist Donald Boudreaux cafehayek.typepad.com'daki blogunda sorunu şu şekile açıklamaktadır: ...Zannedildiği gibi gümrük vergileride ulusal üreticileride korumamaktadır. Sınırlarını dışarıdan gelen ürünler için geçilmesi zor bir kale duvarı haline getirmek isteyenler bir düşünsünler: Eğer gümrük vergileri ekonomiyi sağlamlaştırıp yerli üreticiyi koruyacaksa eyaletlerimiz arasında da gümrük vergileri koyalım. Biraz daha ileri gidip, illerimiz arasına, hatta ilçelerimiz, hatta sokaklarımız hatta evlerimiz arasındaki alışverişe de vergi koyalım. Sizce bu ekonomiye ne kadar iyi yönde katkı sağlayacaktır? Eğer paramızı evde tutmak isteyipte kendi dişimizi kendimiz çekelim, kendi meyve/sebzemizi kendimiz yetiştirelim istersek, hem dişsiz kalırız hem aç. Tabi gerçek işimize de (örneğin reklamcılık) hiç vakit ayıramayacağımızdan parasızda kalırız. İzin verin herkes kendi bildiği işi en iyi şekilde yapsın ve bu işi diğerlerinin işiyle alış veriş etsin.

Asgari Ücret

(bknz. asgari ücret)

Özel Sermaye

Devletçiliğin daha ağır yaşandığı komunist ülkelerde özel sermaye ya çok az bir seviyede tutulmaya çalışılır yada hiç yoktur. Nitekim özel sermaye kar amacı güder. Patronların çıkarları dahilinde işler. Ne var ki patronlar ancak halka hizmet ederek para kazanabilirler. Bu durum aslında patronları hizmetçi, halkı patron yapar. Çünkü rekabetin varolduğu bir ekonomide bir patron ancak iki şekilde yarışabilir: Maliyeti düşürerek veya kaliteyi arttırarak. Eğer bir patron rakiplerine kaybetmeden ekonomide var olmak istiyorsa bu iki rekabet enstrumanını hizmet verdiği kitleye gore en optimum seviyede tutarak işlerini devam ettirmelidir.

Devletçi ekonomiler bu gerçeği görmezden gelirler ve halkı sömürülen ilan ederek ekonominin en büyük tekerleğini söker ve onu devletin baskıcı, zulümkar, acımasız ellerine teslim eder. Nitekim liberal bir ekonomide işten yöneticisiyle tartıştığından dolayı çıkarılan bir çalışan başka işletmelerde çalışma imkanı bulabilirken, devletçi bir ekonomide imlediğinden ve rekabet olmadığından bir daha hiçbir yerde çalışamaz. Bu yüzden devletçi (sosyalist/komunist) toplumlarda çalışanlar boynu bükük, eleştiremeyen, devletçe ezilmiş, yönetimdekileri sorgulayamayan birer birey haline gelmek zorunda bırakılmıştır.

Yabancı Sermaye

Yabancı sermaye'de yine ulusal devletçi politikacıları, gazetecilerin bolca karşı çıktığı ne var ki ekonomiye çok yararlı bir enstrumandır. Ülke sınırları içerisinde reel ve finansal yatırım imkanı oluşturabilecek olan yabancı sermaye çalışana olan talebi arttıracaktır. Nasıl ki bir laptop'u 100 kişi isterken ki fiyatı, aynı laptop'u 1 kişi isterken ki fiyatından fazla olacaksa, yabancı sermaye'nin ekonomiye girişiyle de bir işçi talebin artmasından dolayı daha çok ücretle çalışabilecektir. Bu durum ülkenin kişi başına düşen milli gelirinin hızlıca artmasın sağlayacaktır.

Ulusalcı birçok kimse yabancı sermayenin jeopolitik ve jeostratejik bir hata olduğunu savunmaktadırlar. Ne var ki göremedikleri çok büyük bir unsur vardır: Sermayenin bir ülkeden bir ülkeye gelmesiyle aslında bu iki ülke arasına barışta gelir. Eğer sermayenin çıktığı ülke sermayenin girdiği ülkeye savaş açacak olsa, sermaye sahipleri ilk olarak savaşı açan ülkenin meclisini lobi faaliyetleriyle durdurmaya çalışacaktır. (Örn. İtalya Türkiye'ye savaş açacak olsa, bu savaşın en büyük karşıtları Fiat veya UniCredit gibi İtalyan şirketlerinin hissedarları olacaktır. Türkiye'ye yatırım yapmış olan bu şirketler yatırımlarının kendi ülkelerince bombalanmasını istemeyeceğinden mecliste büyük kulis faaliyetleri yürüteceklerdir.)
Bu mesajdan alıntı yap
shedesign isimli Üye şimdilik offline konumundadır

shedesign

Grafiker / Hatay

Dosya15
Alt 09-11-2008 #24
Devlet Bankacılığı

Devlet bankaları özel bankaların kredi vermediği tarımsal işletmelere kredi açar. Nitekim bu krediler aslında çok yüksek risklidir (ki aslında özel bankaların kredi vermemesinin de sebebi budur.)Buna rağmen devlet bankaları vatandaşın vergileriyle vatandaşın üstünden bu çok riskli işletmelere kredi açar. Devlet çalışanlarının kendi akrabalarına/dostlarına da verebileceği bu krediler yüksek riskli olduklarından çoğu zaman batar ve vatandaşı zarara sokar. Devlet bankaları çoğu zaman bu batık kredilerin hesabını bile sormayabilir çünkü verilen vergiler ne kendilerine emaneten verilmiştir ne de kaybolan paralar kendi paralarıdır.

Devlet Üniversiteleri/Okulları

Devlet üniversitelerinde öğrenciler bedavaya okuyormuş gibidirler. Ne var ki onlar aslında vatandaşların gelirlerinden toplanan vergilerle okumaktadırlar. Oysa ki öğrenciler bunun farkında değillerdir. Olsalar da bu paralar kendi paraları olmadığından önemsemezler. Bu yüzden sınıfta kalmak, ders çalışmamak, sıralara tahtalar zarar vermek vs. gibi şeyler onlar için önemli değildir. Öğretmenler içinde dersi iyi anlatmak zorunlu değildir. Nitekim rekabet olmadığından derslerini iyi de anlatsalar kötü de anlatsalar maaşlarını ay sonunda aynı miktarda alacaklarını bilirler. Bu yüzden derslerini daha verimli anlatmaya yarayacak fazla motivasyonları yoktur. Bunların hepsi ülke ekonomisine birer net zarardır. İlk bakışta bedava gibi gözüken bu sistemin aslında içten çökmüş olmasının en temel sebebi çözümler için özel sektör yerine devletçi anlayış sunulmuş olmasıdır.

Örn. ÖSS'ye hazırlanan birçok Lise son öğrencisi bilir ki, son sene okulda hiç ders çalışmamışlardır ve özel dershaneye gitmişlerdir. Ekonomik araştırmalar göstermiştir ki, eğer devlet lise sonu ve hatta bütün devlet okullarını kaldırıp, çalışanlardan çok daha az vergi alsa herkes özel dersaneye gidebilecek finansal kapasiteye ulaşabilecektir. Bu durumda öğrenci velileri eskiden gelir vergisi, KDV vs. gibi vergilere verdikleri vergileri artık özel dersanelere verecek ve daha kaliteli/sonuç odaklı eğitim alabileceklerdir. Nitekim bugün ortalama bir çalışanın aylık gelirinin yaklaşık 3/7'sinin KDV, ötür, gelir, iletişim vergilerine gittiğini düşünürsek bu çok yüksek bir tutardır. Bu oran düştükçe kişilerde daha çok net sermaye kalacak ve kendi tercihlerine göre okuyabilecektir.


Atatürk Devletçiliği'nin diğer Sosyalist görüşlerle ilişkisi [değiştir]Türkiye'nin tatbik ettiği devletçilik sistemi 19. yüzyıldan beri sosyalizm teorisyenlerinin ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değil, Türkiye'nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye'ye özgü bir sistemdir.[17]

Atatürk 1 Aralık 1921'de Meclis Konuşmasında şöyle der:
Bu mesajdan alıntı yap
shedesign isimli Üye şimdilik offline konumundadır

shedesign

Grafiker / Hatay

Dosya15
Alt 09-11-2008 #25
"Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız. Dolayısıyla her birimizin hakkı vardır. Salahiyeti vardır. Fakat çalışmak sayesinde biz hakkı kazanırı. Yoksa arka üstü yatmak ve hayatını emek harcamadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuz içerisinde yeri yoktur, hakkı yoktur. İnsan ancak çalışmakla insan olur. Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyece mücadeleyi öngören bir mesleği takip eden insanlarız. Fakat ne yapalım ki, Demokrasi'ye benzemiyormuş. Sosyalizm'e benzemiyormuş. Hiçbir şeye benzemiyormuş. Efendiler biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz çünkü biz bize benzeriz"

Devletçilik; kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeyin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında asırlardan beri kişisel ve özel teşebbüslerle yapılamamış olan şeyleri bir an önce yapmak istedi; ve kısa bir zamanda yapmayı başardı.

Kemalist Devletçilik anlayışının, bütün üretim araçlarını devletin elinde toplamayı öngören marksizm ile farkı hızlı bir ekonomik büyümeyi sağlamak için devletin lokomotif görevini üstlenmesi anlamına gelmektedir. Ekonomiye yön vererek, kıt kaynakların akılcı kullanımını planlamak, özel girişimcilerin ilgilenmediği, başarılı olamadığı ya da kamu yararı görülen alanlarda yatırım ve işletmecilik yapmaktır.

6-8 Mart 1921 de Hakimiyeti Milliye yazısında:

"Sağa mı sola mı nereye gideceğiz? Herhalde sağa değil. Çünkü insanlar, fikirleriyle, siyasetleriyle, ilimleriyle sürekli aksi istikameti takip ediyorlar. Eski tarihin, insanlığı kendi kendine bağlayan bağları, bilhassa Umumi Harb'in yarattığı büyük sarsıntısan sonra, büsbütün gevşedi. Ve sola doğru, bazı devletler seri ve hamleli, bazı devletler ise yavaş ve temkinli bir yürüyüşe başladı. Şüphe yok, insanlığın düşünüş tarzı, çok derin ve esaslı inkılap devresindedir. Bir taraftan krallar, imparatorlar, sağ kanatta merkez partileri ve mutlakiyet parlamentoları zayıflıyor, diğer taraftan Sosyalistler hak taraftarları, halkçılar kuvvet kazanıyor. Bu değişim karşısında Türkiye ne tarafa dönecek?"

Diyerek dünyanın sağdan sola doğru gittiğini tespit etmiştir. Yani dünya Feodalizm'den Kapitalizm'e Kapitalizm'den de Sosyalizm'e doğru gittiğini belirtiyor. Bu saptamasıyla Bilimsel Sosyalizm'in sosyalizmnin kapitalizmin çürümüşlüğü içinden doğacağını ve bunun da Komunizm'e doğru ilerleyeceği fikrini destekler.

Ayrıca aynı yazısında:

Üretim ve üretim araçları bireysel vasfı kaybederek ortak olmaktadır. Fakat onların mülkiyeti bu gelişmeye tabi ortak olamamış, bireysel ve kişisel kalmıştır. Cihan inkilabı işte bu gayrı tabilikte çıktı. Bu ihtilalin müdafa ettiği dava şudur: "Üretim ve üretim vasıtalarını, gelişme ortak bir hale getirdi. Bu ortak mesai ve teşkilatın menfaatı da ortak olmalı şahsi olmamalıdır. Hiç şüphe yoktur ki bu dava haklıdır. Çünkü üretim müesseselerinin şahıslar elinde kalması, makineler sayesinde çoğalması lazım gelen refahı akamete uğratıyor. Fabrikatörler çoğunlukla insanlığa faydalı olan şeyleri değil, çok para eden maddeleri üretmeye çalışıyorlar. Tacirler, stoklarını memleketin muhtaç bölgelerine değil, çok para eden yerlerine taşıyorlar. Bankaların sermayeleri insanları sefaletten kurtaracak zeminlerde, insanların hayrı için değil vurgunculuğun çok olduğu yerlerde sarrafların menfaatleri için işletiyorlar." Gerçekten çok önemlidir.Böylece Atatürk diğer sosyalist görüşlerde olduğu gibi üretim araçlarının bireysel mülkiyetinin yanlış olduğunu doğruluyor.
Bu mesajdan alıntı yap
shedesign isimli Üye şimdilik offline konumundadır

shedesign

Grafiker / Hatay

Dosya15
Alt 09-11-2008 #26
Laiklik, devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir.[1]

Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş olan "laik" sözcüğü, "din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk" anlamına gelen Latince "laicus" sözcüğünden gelmektedir. Roma döneminde din adamlarına "Clerici" din adamı olmayanlara da "Laici" adı veriliyordu. Laik aynı zamanda din dışı dinle ilgisi olmayan anlamlarına da gelmektedir.

Konu başlıkları [gizle]
1 Laiklik Kavramı
2 Tarihçesi
3 Anayasasında laikliği kabul eden (bazı) devletler
4 Anayasasında laiktir ibaresi olmayan fakat laik olan devletler
5 Ayrıca bakınız



Laiklik Kavramı [değiştir]Laik harfi Yunanca laos ismi ve laikos sıfatından gelir, Latincesi laicus’tur. Laos: halk, kalabalık, kitle demektir ve zıddı kleros’tur. Laikos: halka ait, ruhban olmayan demektir (Sinanoğlu: 1, 2). Laicus: dinsel olmayan, demektir ve Osmanlıcada bu terim ladini ile karşılanmış fakat bu tutmamış, Fransızca laik kelimesi Türkçeye girmiştir (Altındal, 1986: 25). Laos/kleros karşıtlığı MÖ 3. yüzyılda, şeriat yönetimlerindeki iki sınıfı belirtmek üzere kullanılmıştır. Hıristiyanlığın ilk yüzyılından itibaren kilise adamlarına klerikoi (Latince clerici), bunların dışında kalanlara laikoi (Latince laici) denilmiştir. Bu adlandırma, ruhani ve cismani bir ikiliğe de işaret eder. Yeniçağda laik terimi, felsefi ve hukuki, siyasal bir anlamla genişleyerek devlet ve din ilişkilerine ait bir tarzı ifade etmeye başlamıştır (Özek: 1-5). Fransa’da 3. cumhuriyette laicisme kelimesi dile girmiştir (Poroy, Laiklik I). İngilizcede, papazdan başka bütün halka lay, laity denir ve laic, secular kelimeleri de cismaniliği ifade eder. Latince saecularis’ten gelen secular, özellikle İngiliz ve Alman toplumunda kullanılır.

Kavramı felsefi açıdan tanımlayanlara göre laiklik “insana, insan aklına, beşerin ebedi tekamülüne iman getirmektir.” Buna göre, laik devletin dine karşı oluşu ile tarafsız olması arasında bir fark görmeyenler, dinle ilgisi olmayan anlamının hepsini dinsizlik olarak tanımlamışlardır (Bayur, Laiklik I). Bazı düşünürler insan eylemlerini dinli, dinsiz, dindışı şeklinde üçe ayırmışlar, buna örnek olarak ibadet etmeyi dinli, dindarları hor görmeyi dinsiz, yürümek konuşmak gibi eylemleri dindışı olarak görmüşlerdir.

Siyasi anlamı üzerindeki tartışmalarda ise laiklik, liberalizmin dini kaynağı sayılır ve siyasi kudretin dini kudretten ayrılmasını ifade eder. Teokratik devletten demokrasiye geçerken devlet otoritesiyle din otoritesi sınırlandırılmış, laiklik klasik demokrasinin gerekliliğinin bir icabı olmuştur. Buna göre kavram, çağdaşlaşma ve insan hakları ile yakın bağlantılıdır. Buna mukabil, İsrail gibi bir din devletinde de demokrasi 1948 senesinden beri hiçbir askeri darbe ile kesintiye uğramadan başarıyla uygulanmaktadır.

Hukuki tanımlara göreyse en yaygın tanım, devlet ile din işlerinin ayrılmasıdır. Devlet, bir dine inanıp inanmama meselesini özel bir problem sayar, fertlerinin sadece maddi yönüyle ilgilenir, kendisi devlet olarak hiçbir dini taşımaz, hiçbir dini ayine iştirak etmez, fakat fertlerin her türlü dini serbestliklerini kabul eder. Devlet, dini esaslara dayanan kanunlar yapamayacağı gibi, bütün dinlere eşit mesafede durur ve hiçbir şekilde dinlerin ibadet hüküm ve kurallarına müdahale edemez. Bununla birlikte dinlerin amme düzenini bozacak davranışlarını da önlemekle yükümlüdür
Bu mesajdan alıntı yap
shedesign isimli Üye şimdilik offline konumundadır

shedesign

Grafiker / Hatay

Dosya15
Alt 09-11-2008 #27
Kavramın tarihsel gelişimi Katolik Avrupa ile Anglosakson Avrupa arasında bir nüans yaratmıştır. Katolik ülkeler laik, diğerleri sekülerdir. Laik ülkelerde daha çok din devletin denetimi altındadır; buna mukabil seküler ülkelerde din ile devlet özerk iki alandır (Altındal, 1986: 26). Protestan ve Anglikan ülkelerdeki sekülarizm, günlük hayatı belirleyen dünyevi bir yaşama tarzını ifade eder ve dünyevi işlerde dini dışarda bırakmak anlamını edinir. Bu ülkelerde milli kiliselerin Roma Kilisesinden ayrılmışlığı, Kraldan ayrı özerk kurum oluşu da kavrama etkinlik kazandırmıştır. Bu aynı zamanda uluslaşma ve burjuvazinin ortaya çıkışıyla da ilgilidir. Laikliğin Bizans sezaropapismine ve elitist hakimiyete, sekülarizmin ise Roma paganlığına ve vicdan özgürlüğüne yakın olduğu belirtilmiştir (Altındal, age).

Devlet ve din arasındaki ilişkilere bir temel sağlayan laiklik, bu ilişkiler açısından üç özellik gösterir: Devlet dine bağlıdır (teokrasi, Tibet); din devlete bağlıdır (imparatorluk, Bizans, Osmanlı, İngiltere, Rusya); ikisi de özerktir (demokrasi, ABD, Avustralya, Belçika) (Poroy, 1951). Laik devleti Duguit şöyle tanımlar: “Din konusunda kendisi tarafsız olup, mensupları bir dini taşımakla birlikte kendisi devlet olmakla hiçbir dini özellik göstermeyen ve hiçbir din ayini yapmayan ve kendi namına yaptırmayan devlet.” (Poroy, aynı yer, 20). Bugün bütün dünyada, cismani ve ruhani ayrılık anlamındaki temel ilkeler kabul görmekle birlikte, her devletin toplumuna ve kültürüne has özellikler de kavrama girmiştir. Türkiye’de laik devlet ile Müslüman toplum arasında cumhuriyetin kuruluşundan beri bir gerilim vardır ve devletin özel siyasal bir kavramı olan irtica kavramı, laiklikle birlikte anılır olmuştur. Devlete göre irtica, dinin sahtesi ve taassuptur (Daver, 1955: 10). İrtica kavramının hukuki mi ideolojik mi olduğu tartışmalıdır. Atatürk’e göre “her faydalı ve yeni şeye karşı çıkmak irticadır” (Aydemir, 3). İrtica, devletin laikleşmesiyle ilgili olarak kanun koyucunun hukuki normlarına aykırı hareketler, devletin dayandığı ana değerlere aykırı görüşleri bu açıdan etiketlemesi şeklinde tanımlanmakla beraber, dini kamuoyundaki dini vecibeleri yerine getirme davranışları ile bu anlayış sıklıkla karıştırılmakta, hatta seçimle işbaşına gelse dahi eğer bu aykırılık görülürse devlet en başta ordu kurumu olmak üzere müdahale edebilmektedir. Burada devlet, demokratik açıdan her türlü düşünceye geçit verse bile, bu düşüncelerin dine dayanıp dayanmadığı noktasında laikliğe aykırı hareketler kapsamında irticayı temel terim olarak benimsemiştir (Batuhan, 1959). Felsefi açıdan ise laikliğe karşı taassup (yobazlık) kavramı, bir fikir ve inanç tekelciliğini ifade eder. Taassup bir kimsenin, bir kurumun, bir zümrenin kendi mutlak sandığı dar görüşlü düşünce ve inançlarını başkalarına kabul ettirmek istemesi, hatta zor kullanmasıdır.
Bu mesajdan alıntı yap
shedesign isimli Üye şimdilik offline konumundadır

shedesign

Grafiker / Hatay

Dosya15
Alt 09-11-2008 #28
Tarihçesi [değiştir]Eskiçağlardan beri din, insanların, günlük yaşamında, toplumsal düzende ve devlet yönetiminde etkili oldu. Özellikle Hıristiyanlık Avrupa'da ortaçağ sonlarına kadar her alanda söz sahibiydi. Papalar krallara hükmedebiliyor, papaz, rahip, ya da keşiş gibi din adamları Hıristiyan dininin kurallarına göre insanların yaşamını yönlendiriyorlardı.

Zamanla değişen ve gelişen ticaret ilişkileri, kentlerin zenginleşmeye başlaması, Hıristiyan olmakla birlikte ayrı mezheplerden olanların çoğalması gibi etkenler Hıristiyan dininin dönemin yeni koşullarına göre gözden geçirilmesini gerektirdi. 16. yüzyılda dinde Reform hareketi oldu. Edebiyat, sanat ve bilimde Rönesans diye adlandırılan canlanma ve atılım dönemi de 15. ve 16. yüzyıllarda gerçekleşti. Böylece Hıristiyan dünyasında din, yaşamın birçok alanında etkisini yitirmeye başladı. Özellikle eğitim ve öğretim alanında yenileşmeler oldu. Din kurallarına uygun eğitim yapan kurumların yani sıra özgür düşünceye ve inanç özgürlügüne dayanan eğitim kurumları devlet tarafından açılmaya başlandı. 1789 Fransız Devrimi'nden sonra laiklik yavaş yavaş devletin bütün kurumlarında ve toplumda kendini kabul ettirdi.

En son 2008'de Türkiye'de parti kapatma davalarıyla ilgili olarak Avrupa Birliği, jakoben laiklik yerine demokratik laiklik kavramını tercih ettiğini belirtmiştir.[2],[3]


Anayasasında laikliği kabul eden (bazı) devletler [değiştir]Amerika Birleşik Devletleri (1791 Anayasası'nın 1. Değişikliği vardır
Fransa (1958 Anayasası'nın 1. Maddesi)
Japonya (1946 Anayasası'nın 20. Maddesi) Ancak hükûmette dinî parti mevcuttur.
Meksika (1917 Anayasası'nın 3. Maddesi)
Portekiz (1976 Anayasası'nın 41. Maddesi)
Türkiye (1982 Anayasası'nın 4. Maddesi)

Anayasasında laiktir ibaresi olmayan fakat laik olan devletler [değiştir]Azerbaycan
Hindistan
Küba
İrlanda
Avustralya
Endonezya
Senegal
Mali
Tunus
Not:Bu başlıkta yer almayan devletler de vardır.
Bu mesajdan alıntı yap
shedesign isimli Üye şimdilik offline konumundadır

shedesign

Grafiker / Hatay

Dosya15

Önemli olaylarda ATATÜRK..

Alt 09-11-2008 #29
1881 Selanik'te doğdu.
1893 Selanik Askeri Rüştiyesi'ne yazıldı ve öğretmeni Mustafa Sabri Efendi, kendisine Kemal ek adını verdi.
1895 Manastır Askeri İdadisi'ne girdi.
18 Mart 1899 İstanbul'da Harp Okulu piyade sınıfına yazıldı.
1902 Harp Akademisi'ne girdi.
11 Ocak 1905 Kurmay yüzbaşı olarak Harp Akademisi'ni bitirdi. Merkezi Şam'da bulunan 5. Ordu'da göreve başladı.
Ekim 1906 Arkadaşlarıyla birlikte Şam'da gizli Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu.
20 Haziran 1907 Rütbesi kolağalığa yükseltildi.
Eylül 1907 3. Ordu'ya atanarak Selanik'e gitti.
13 Nisan 1909 31 Mart Ayaklanması'nı bastırmak üzere Hareket Ordusu'nda kurmay oldu.
1910 Mahmud Şevket Paşa'nın kurmay başkanı olarak Arnavutluk isyanının bastırılmasında görev aldı.
13 Eylül 1911 İstanbul'da genelkurmayda göreve atandı.
27 Kasım 1911 Binbaşılığa yükseltildi.
18 Aralık 1911 Trablusgarp'da Şark Gönüllüleri komutanlığına atandı.
9 Ocak 1912 Trablusgarp'da Tobruk Savaşı'nı yönetti.
27 Ekim 1913 Sofya'ya askeri ateşe atandı.
1 Mart 1914 Yarbaylığa yükseltildi.
Şubat 1915 Tekirdağ'da 19. Tümen'i kurdu.
25 Nisan 1915 ANZAK askerlerini Arıburnu'da durdurdu.
1 Haziran 1915 Albaylığa yükseltildi.
10 Ağustos 1915 Anafartalar Grubu komutanı olarak İngiliz ve ANZAK birliklerini durdurdu.
14 Ocak 1916 Edirne'de 16. Kolordu komutanı oldu.
1 Nisan 1916 Mirlivalığa(tuğgeneralliğe) yükseltildi.
5 Temmuz 1917 7. Ordu Komutanlığı'na atandı.
Ekim 1917 7. Ordu Komutanlığı'ndan ayrılarak İstanbul'a döndü.
31 Ekim 1918 Yıldırım Orduları Grubu komutanı oldu.
19 Mayıs 1919 Samsun'a vardı.
21/22 Haziran 1919 Amasya Tamimi'ni açıkladı.
8 Temmuz 1919 3. Ordu Müfettişliği'nden ve askerlikten çekildi.
23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi'ne başkan seçildi.
4 Eylül 1919 Sivas Kongresi'ne başkanlık etti.
7 Kasım 1919 Meclis-i Mebusan için yapılan seçimde Erzurum'dan milletvekili seçildi.
27 Aralık 1919 Heyet-i Temsiliye ile birlikte Ankara'ya geldi.
23 Nisan 1920 Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açtı.
11 Mayıs 1920 İstanbul Divan-ı Harp tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
5 Ağustos 1921 Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce başkomutan yapıldı.
23 Ağustos 1921 Sakarya Savaşı'nı yönetti.
19 Eylül 1921 Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce mareşallik rütbesi ve gazi sanı verildi.
26 Ağustos 1922 Kocatepe'den Büyük Taarruz'u yönetti.
30 Ağustos 1922 Dumlupınar'da Başkomutanlık Meydan Savaşı'nı kazandı.
8 Eylül 1922 İzmir'i düşmandan kurtardı.
1 Kasım 1922 Saltanat kaldırıldı.
29 Ocak 1923 İzmir'de Latife Hanım ile evlendi(5 Ağustos 1925'te ayrıldı).
17 Şubat 1923 İzmir İktisat Kongresi açıldı.
11 Ağustos 1923 İkinci Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına seçildi.
9 Eylül 1923 Halk Fırkası'nı kurdu.
29 Ekim 1923 Cumhuriyet ilan edildi; Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.
3 Mart 1924 Halifelik kaldırıldı.
20 Nisan 1924 Yeni Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi.
17 Kasım 1924 Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu(3 Haziran 1925'te kapatıldı).
25 Kasım 1925 Şapka Yasası kabul edildi.
26 Aralık 1925 Uluslararası takvim ve saat kabul edildi.
1 Kasım 1927 İkinci kez cumhurbaşkanlığına seçildi.
1 Kasım 1928 Latin harflerinin kabulüne ilişkin yasa çıktı.
12 Ağustos 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu(17 Kasım 1930'da dağıldı).
15 Nisan 1931 Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'ni kurdu.
4 Mayıs 1931 Üçüncü kez cumhurbaşkanı seçildi.
12 Temmuz 1932 Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ni kurdu.
24 Kasım 1934 Atatürk soyadı verildi.
27 Ocak 1937 Hatay'ın bağımsızlığı Milletler Cemiyeti'nce kabul edildi.
10 Kasım 1938 Dolmabahçe Sarayı'nda vefat etti.
Bu mesajdan alıntı yap
shedesign isimli Üye şimdilik offline konumundadır

shedesign

Grafiker / Hatay

Dosya15

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Alt 09-11-2008 #30
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.

Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.

İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!




Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927
Bu mesajdan alıntı yap
Cevapla

Tags
ataturk, atatürk, kemal, mustafa

Benzer Konular
Konu Konu Bilgileri Forum Cevaplar Son Mesaj
Mustafa Kemal ATATURK Fotoğrafları HORUS Fotoğrafçılık 137 2 Gün önce 10:06:03
Mustafa Kemal ATATÜRK impossible0049 Serbest Çalışmalar 4 17-04-2012 22:43:44
(M.Kemal ATATÜRK) karakalem çalışmam. yorumlarınızı bekliyorum ressam1980 Karakalem 22 02-02-2011 13:38:24
Mustafa sedef akyol Sinema & Tiyatro 9 06-11-2008 23:35:32
Gazi mustafa kemal atatürk'ün 125, doğum yılı guvenmx Afiş Tasarımı 2 25-08-2008 18:32:42

Kapat
Şifremi Unuttum?