''olsaydım...''

Edebiyat - ''olsaydım...'' ...

Cevapla
''olsaydım...''
ttuurrgguutt isimli Üye şimdilik offline konumundadır

ttuurrgguutt

Baskıcı / İstanbul

Standart

''olsaydım...''

Alt 05-07-2010 #1
Sponsorlu Bağlantılar

“Olsaydım.” kendimizle hesaplaşmanın ikinci adımı ya da bir başka adıdır. “Olsaydım.”; umutlarımızın, arayıp elde edemediklerimizin, iyi kötü bütün niyetlerimizin de dev aynasındaki yansımasıdır. Başka bir deyişle de son pişmanlık duygusu veya her şeye yeniden başlayabilme hevesimizdir.
Aslında yaşadığımız hayat, bir çelişkiler yumağıdır. Onu da baştan sona filme alabilseydik, gerçeğin ne olduğunu görebilir, nasıl olması gerektiğini ölçüp tartar, yeniden değerlendirebilirdik. Henüz konuya girmediğimi, daha doğrusu giremediğimi, şöylece kıyısından teğet geçtiğimi, bir bilinmez dönemece kapılıp etrafında döndüğümü biliyorum. Olsun! Hepimiz sayısız özlemlerin şafağından, elimizde olmayan sebepler yüzünden dönmedik mi? Hele hele çok kere; “Şimdiki aklım olsaydı…” özrüne sığınıp da, kim bilir kaçıncı kırkıncı odaların kapısını açmak için zorlamadık mı? Biz aslında bu dünya ile bir başka dünyanın ara kesitinde yaşamıyor muyuz?
Sorular, sorular…
Düğüm düğüm meraktan başka ne?
“Olsaydım?”
“Olsaydım”, bir sihirbazın fanusu, gönüllü olarak kendisine bağlanmak için kucağımızı açtığımız büyücünün aynası. Kuracak, karşısına geçecek, dilediğince yeniden yaşayacaksın, hatta yeni baştan yaşayacaksın.
Niçin?
Nedeni oldukça basit. Çünkü biz, çok defa bazı konularda başkalarından geri kaldığımızı düşünür, bu yüzden üzülürüz. Geri kalma düşüncesi de bizi, kendimizle hesaplaşmaya ve şimdiye kadar ulaştığımız bütün sonuçları gözden geçirmeye götürür. Bu sırada da hayâl perdesi açılır. O perde de kendimizi, olmak istediğimiz gibi görmeye başlarız. Perde bize oyun etmez, kendisinde odaklanan gerçekleri değil fakat gönlümüzden geçenleri yansıtırsa mutluluğun en yüksek doruklarında dolaşmaya başlarız.
“Olsaydım”, hem kurtuluş kalkanı, hem de hoşlanmadığımız, bir türlü ısınamadığımız gerçeklerden kaçış simidi. Çocukluğumuzu ve bu dönemdeki arkadaşlarımızı düşünelim. İçlerinde kendimiz de olmak üzere bazılarımız, adına efsane de dense, gökkuşağının altından geçmek için yarışmadık mı? Bu yarıştan amaçladığımız neydi sanki? O günlerde rüyâlarımızı dolduran şehzadenin atına binmeyi hangimiz istemedik? Üstelik hâlâ bu isteme huyumuzdan vazgeçebildik mi?
Leylâ ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, ya da yeniçağ ile henüz adı bile konmamış olan çağ, bir sembolden başka ne? İşin özüne inersek, hepsi de birer gölge, hayat aynasına düşen acı tatlı yankılardır. Bu gölgeler ya da yankılar, hepimizin hayatına yön veren işaret taşlarıdır… Leylâ saflığın, Mecnun adına bağlılık da dediğimiz vefanın, Ferhat sayısız dağları bile delip zorlukları yenebilmenin, Şirin güzelliğin, Kerem uğruna yanarak ölebilmenin, Aslı da saçını süpürge etmenin açık seçik anlamları değil midir? Bize düşen de bu ilmekleri bir araya getirebilmektir. Onları bir araya getirebildiğimiz zaman, yaşama sevincimiz artar, anlam kazanır.
Hayat bir oyun! Ah, oynamasını bir bilebilsek… İşte o zaman yaşadığımız, hatta aradığımız, arzuladığımız dünyanın sahibi oluruz. Fakat içinde yaşadığımız, yaşamakta olduğumuz zaman; şikâyetlerimizin tarlası olmaya devam ediyor. Zaman geliyor bu tarlada ne filizler kırılıyor, ne çiçekler bile henüz açmadan, açamadan solduruluyor.
“Olsaydım.” uçsuz bucaksız çölde, apansızın karşımıza çıkıveren bir serap. Arada bir görünse de, susuzluğumuzu çekip alıp götürüyor. Onun kapılarını bu yüzden olmalı, daima açık tutuyoruz....
Bu mesajdan alıntı yap
Sponsor Links

Grafikerler.net Reklamları

alim sivasli isimli Üye şimdilik offline konumundadır

alim sivasli

Öğrenci (Diğer) / Çanakkale

Standart
Alt 06-07-2010 #2
                             Sponsorlu Bağlantılar
Tesekkurler
Bu mesajdan alıntı yap
_Anathema_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır

_Anathema_(31)

Hiç Biri / İstanbul

Standart
Alt 07-07-2010 #3
Hayat bir oyun! Ah, oynamasını bir bilebilsek… İşte o zaman yaşadığımız, hatta aradığımız, arzuladığımız dünyanın sahibi oluruz. Fakat içinde yaşadığımız, yaşamakta olduğumuz zaman; şikâyetlerimizin tarlası olmaya devam ediyor. Zaman geliyor bu tarlada ne filizler kırılıyor, ne çiçekler bile henüz açmadan, açamadan solduruluyor.
Çok güzel dizeler.
Teşekkürler paylaşım için...
Bu mesajdan alıntı yap
sevgiden-iz isimli Üye şimdilik offline konumundadır

sevgiden-iz

Hiç Biri / Ankara

Standart
Alt 07-07-2010 #4
Çok güzel anlatmışsınız.
Teşekkürler Paylaşımınız için.
Bu mesajdan alıntı yap
_Anathema_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır

_Anathema_(31)

Hiç Biri / İstanbul

Standart
Alt 07-07-2010 #5
"Olsaydım"

Ne çok şey anlatan bir tek kelime aslında bu “Olsaydım”

En çok da şurada kullanırız “Ben O' nun yerinde Olsaydım” kimse kimsenin yerinde değil olmamış, olamamış ya bir de olsaymış.

Küçükken düşünürsünüz, hayal edersiniz.

Masumdur düşünceleriniz, hayallerinizde hep ulaşılmaza, erişilmeze yönelirsiniz tüm masumluğunuzla korkusuz, katıksız, sevgi doludur beklentileriniz.

Büyüyünce eskiden hayal ettiğiniz bir çok şeyin olmadığını da görünce dersiniz ki

“Ben doktor olsaydım”

“Ben öğretmen olsaydım”

“Ben yazar olsaydım”

Evet bir özenç, bir özlem ifadesi “Olsaydım.”

Olduğumuz, olabildiğimiz, gelebildiğimizi düşündüğümüz son noktada ise biter olsaydım.

Biter çünkü hayatın gerçekleri, yaşadıklarınız, sağlığınız bir bir, harf harf almış götürmüştür elinizdeki “Olsaydım” ı .


Artık kırgın, umutsuz ve yalnız bir kelimedir ve nasıl, ne şekilde, kim tarafından dönüştürülmüşse dönüşmüştür “Olabilseydim” e

Olabilseydim eğer diye başlarsınız bütün cümlelerinize. Olabilseydiniz çok şeyler gerçekleşecekti belki de gökyüzündeki yıldızlar elinizde parlıyormuş mutluluğunu yaşayacaktınız ama çoktaaan kaçmıştır tren.



“Olsaydım” ‘ı da, “Olabilseydim” i de yanına alarak.



.......



(“Aslında yaşadığımız hayat, bir çelişkiler yumağıdır. Onu da baştan sona filme alabilseydik, gerçeğin ne olduğunu görebilir, nasıl olması gerektiğini ölçüp tartar, yeniden değerlendirebilirdik.)



Yaşantıyı kameraya alıp yeniden düzenlemek çok yapay, sıradan bir şey olmaz mıydı? Nasıl bir söz söylememiz lazım? Nerede hata yaptık bir daha yapmayalım? İyi ki böyle bir şey mümkün değil. Bence doğal, hatasıyla- kusuruyla, erişilebilirlikleriyle – erişilmezlikleriyle, acısıyla- tatlısıyla, kendiliğinden gelişen bir yaşantı her insanın yaşaması gerektiği gibi olmalı.



(“Olsaydım.” uçsuz bucaksız çölde, apansızın karşımıza çıkıveren bir serap. Arada bir görünse de, susuzluğumuzu çekip alıp götürüyor. Onun kapılarını bu yüzden olmalı, daima açık tutuyoruz....")



Bu yazdığınız cümledeki “kapılarını daima açık tutuyoruz” başarısını gösterebiliyorsanız ne mutlu size. Çünkü çoğu insanda kapı bile yoktur açık tutacak.
Bu mesajdan alıntı yap
Cevapla

Kapat
Şifremi Unuttum?