Hüzün (hüznüm…)
zamanın birinde bir hüzün vardı
bütün duygulara inat yontmuştu kalbinin odalarını
nadasa çekilen yüreklerin arkadaşı
mor düşlerin, mavi yellerin sırdaşıydı
çakıl taşları olurdu ellerinde
artık gülen gözyaşları
onu tekrar çağırırsa diye iz bırakırdı yanaklara
o kadar çok aranan olmuştu ki artık
yorgun hissederdi bedenini
yıl yaza veda ederdi
bir yerlerden: bir kapıdan ya da pencereden
ya da eşik aralarından ayaz üflerdi sonbahar
vedalara hüzün yakışırdı
o kainatı uyutur kendini saklamaya çalışırdı
bir zaman sonra taşlandı
beton kalıplar döküldü yüreklere
sahte sevişmeler bozdu yasaları
aşk davalarına bakılmaz oldu karanlığın hukuklarında
esaslı bir yokoluş hikayesinin
hükümsüz tanığı oldu
rüzgar düştü ellere savurdu gerçek duyguları
yalan oldu
herşey gibi hüznü de körelttiler
herşey gibi hüznü de kirlettiler
gerçek yaşlar olmayınca değmeyecekti yüreklere
acı nedir? yara nedir?
bilmeyen kalplerde barınmayacaktı
attı kendini sokağa hüzün
daha da hüzünlendi sonbaharla
gecenin dallarında sallandı
yağan yağmurla aktı tüm şehre
duy beni dedi ÅŸehir duy!
sarı saçlarına mavi ipekten yeleler ektiğim duy!
seninle anlaşamadık
yasıma mühür vururum şimdi
yitik bir şehri, yine o şehre bırakıyorum duy!
ben sana yasak olayım
sen bana hasret kal!
Rüveyda SALIK
24.09.08 (14.37)








