Tenses

İngilizce Öğrenelim - Tenses Sponsorlu Bağlantılar 1.) Simple Past – Present Perfect Kullanımı: Bu iki zamanın kullanımında Türkçe’nin yapısından kaynaklanan bazı karışıklıklar vardır. Bu karışıklıkları gidermek için zamanların İngilizce’deki tanımından başlayalım. Simple Past: Geçmişte, ...

Cevapla
Tenses
Standart

Zamanların Kullanımındaki Karışıklıklar

Alt 13-07-2007 #11
Sponsorlu Bağlantılar

1.) Simple Past – Present Perfect Kullanımı:

Bu iki zamanın kullanımında Türkçe’nin yapısından kaynaklanan bazı karışıklıklar vardır. Bu karışıklıkları gidermek için zamanların İngilizce’deki tanımından başlayalım.

Simple Past: Geçmişte, belli bir zamanda olmuş, bitmiş olayları aktarır. Yani Simple Past’ı kullanabilmek için kesinlikle zamanın belli olması ve olayın olmuş - bitmiş olması gerekmektedir. Eğer bu iki şart eksik ise, kesinlikle Simple Past kullanılamaz. Bu durumda Simple Past’ın alternatifi olan Present Perfect’e gidilmelidir.

I saw him three days ago. (Onu, üç gün önce gördüm.)

They signed a peace agreement in 1990. (Onlar, 1990 yılında bir barış antlaşması imzaladılar.)

Görüldüğü gibi birinci cümlede “görme” eylemi oluş-bitmiş ve belli bir zamanda (üç gün önce) olmuştur. Bu nedenle Simple Past kullanılmıştır. İkinci örnek için de aynı açıklama geçerlidir.

Eğer olay geçmişte belirsiz bir zamanda olmuşsa ve etkisi konuşma anında da devam ediyorsa artık Simple Past kullanılamaz. Bu durumda Simple Past’ın alternatifi olan Present Perfect’e gidilir.

My family has moved many years before. (Ailem, birkaç yıl önce taşınmış.)

Burada “taşınma” eylemi, hem belirsiz bir zamanda olmuş hem de etkisi konuşma anında devam etmektedir. Bu nedenle Simple Past kullanılmamış; alternatifi olan Present Perfect’e gidilmiştir.

Olayın etkisi durumunu bir örnekle açacak olursak;

I lost my key. (Anahtarımı kaybettim.)

I have lost my key. (Anahtarımı kaybetmişim.)

Birinci cümlede geçmişte olmuş-bitmiş olan “kaybetme” eyleminin etkisi konuşma anında yoktur. Bu nedenle kaybedilen anahtarın bulunduğu anlaşılır. İkinci cümleden ise anahtarın henüz bulunamadığı ve kaybetme eyleminin etkisinin konuşma anında da var olduğu anlaşılır.

Simple Past – Present Perfect kullanımında yukarda anlatılan detaylara dikkat edilmelidir. Ayrıca Present Perfect kullanımında önemli bir husus daha vardır. Eğer verilen bir cümlede bizi Present Perfect’e götüren bir işaret yoksa (yet, just, for, since vb. gibi) olayın etkisi ve zamanı düşünülerek sonuca varılır.

Present Perfect’li bir cümlede eğer bir zaman dilimi kullanılmışsa (this month, this century, this day vb.) bu zaman diliminin etki alanı devam etmelidir. Zaman dilimleri de genellikle “this” ile başlarlar.

Örneğin, saat öğleden önce on birde kahvaltı yapılmadığı söylenmek istense Simple Past kullanılamaz. Çünkü öğle yemeğine kadar yapılacak bir yeme eylemi kahvaltı olacaktır. Bu nedenle Present Perfect kullanılmalıdır. Eğer öğleden sonra o gün için kahvaltı yapılmadığı söylense artık yapılacak bir yeme eylemi kahvaltı olamayacağından Present Perfect kullanılamaz; kullanılacak zaman Simple Past olmalıdır.

Saat 11.00 Today, I have not had breakfast. (Bu gün kahvaltı yapmamışım.)

Saat 14.00 Today, I did not have breakfast. (Bu gün kahvaltı yapmadım.)

2.) Present Continuous – Present Perfect Continuous Kullanımı

Present Continuous kısa bir zaman dilimi ile sınırlıdır. Olayın sadece şu anı ile ilgilenilir, öncesi ile bir ilişkisi kurulmaz. Present Perfect Continuous’ta ise, olayın öncesine gitmek gerekir.

I’m living in D. Bakır now. (Şimdi D. Bakır’ da yaşıyorum.)

Bu cümlede sadece olayın şu anı ile ilgileniliyor. Ayrıca kısa bir zaman dilimi vardır. Bu nedenle Present Continuous kullanımı gerektirir.

I have been living in D. Bakır for five years. (Beş yıldır D. Bakır’ da yaşamaktayım.)

Bu cümlede ise sadece olayın şu anı değil öncesi de işin içindedir. Böyle bir ifadede artık Present Continuous kullanılamaz, alternatifi olan Present Perfect Continuous kullanılmalıdır.

She is working in a bank, now. (at present)

She has been working in a bank since last year. (öncesi ile ilişkili)
Bu mesajdan alıntı yap
Standart

Zamanların Kullanımına Bazı Örnekler

Alt 13-07-2007 #12
                             Sponsorlu Bağlantılar
I haven’t received the documents yet. (Hala belgeleri almadım.)

Present Perfect

Bu cümlede, “have” var ve fiil üçüncü haldedir. Bu nedenle Present Perfect ile kurulmuş bir cümledir. Bu cümleyi “..........almamışım.” diye Türkçe’ye çevirmek İngilizce açısından daha uygundur. Ama Türkçe’ye uygunluk açısından “.......almadım” diye çevrilir. Bu yüzden İngilizce’den Türkçe’ye çeviri yaparken genel yapıyı ve anlamı bozmamak şartıyla kulağa hoş geldiği şekilde çevirmek gerekir. Bu şekilde cümleyi çevirirken, sanki cümle Simple Past ile kurulmuş gibi algılanır. Gerçekte cümle görüldüğü gibi Present Perfect ile kurulmuştur. Bu nedenle yapılan bu açıklama çeviri için geçerlidir. Yani İngilizce’de yukarıdaki cümlede Simple Past kullanılamaz.

To receive: almak, kabul etmek.

To conceive: kavramak, algılamak

Reception: kabul edilen yer (Receive’ın isim halidir. Diğer fiiller de bu şekilde isimleştirilebilirler.)

Concept kavram

Co, Con, Com (ses uyumuna göre): beraber

Per: ...için, karşısında.

To percive: idrak etmek, algılamak.

De: olumsuzluk katan bir ön ektir.

To decieve: kandırmak, aldatmak.

Deceptive: aldatıcı.

Dikkat edilirse, yukarıdaki kelimelerin hepsi “receive” den türetilmiştir. Dolayısıyla bir kelimenin anlamı bilinirse, türevlerinin de anlamlarını bulunabilir. Öğrenilen bu kelimeleri, türevleri ile birlikte yazarak çalışmak daha verimli olacaktır.

The E.U will be contributing to our economy enormously in the years ahead.

Future Perfect Continuous

(A. B, önümüzdeki yıllarda ekonomimize büyük ölçüde katkıda bulunuyor olacak.)

Yukarıdaki örneğin açıklamasına benzer şekilde cümlemizin zamanını çözümlüyoruz. “will” var, Future; “be” var Continuos; yani Futre Continuous’tur diyoruz.

Enormously: büyük ölçüde, çok.

Ahead: dosdoğru, ileri

To contribute: katkıda bulunmak.

To distribute: dağıtmak.

To attribute: ...e atıfta bulunmak, ...e bağlamak.

To retribute:

“Tribu” Latince bir kelime olup; Roma döneminde ortaya çıkmıştır. “Aşiret” anlamındadır. Roma döneminde üç önemli aşiret varmış. “Tribun” ise, aşiret liderinin aşiret bireylerinin etkinliklerini izlerken oturduğu yüksek yer demektir. Statta oturulan yer anlamındaki “tribün” kelimesi buradan gelmektedir.


They had been waiting for three hours when we arrived there.

Past Perfect Continuous Simple Past

(Oraya vardığımızda, onlar üç saatten beri beklemekteydiler.)

Fiil kelimelerinin anlamları bilinmezse de zamanların kullanımına hakim olmak bizi sonuca götürebilir. Örneğin bu cümleyi zaman uyumu açısından irdeleyebiliriz. Burada Past Perfect Continuous yerine Past Continuous kullanılamazdı. Çünkü Past Continuous eylemin sonrasına da gider. Halbuki örneğimizde, “biz oraya vardığımızda” bekleme eylemi artık bitmiştir ve eylemin sonrasına gidilmez. Bu yüzden Past Perfect Continuous kullanılmıştır. Bu ifadeyi zaman çizelgesinde gösterecek olursak;

Simple Past Present



Past Perfect Continuous

Past Continuous



The workers will have given up going on strike. (İşçiler, greve gitmekten vaz geçmiş olacaklar.)

Go on strike: greve gitmek

When he arrived at the station, the train had leaft. (O istasyona geldiğinde tren ayrılmıştı.)

S. Past Past Perfect

Not: Temel cümlecik Past Perfect ise, zanan cümleciği Simple Past olmalıdır. Her iki cümlecikte kesinlikle Past Perfect kullanılamaz.

When I arrived home my father was reparing his car.(eve vardığımda babam arabasını tamir ediyordu.) (Bu cümleden, “babamın hala arabayı tamir ettiğini ve benim bu eylemi yaptığını gördüğüm” anlaşılır.)

When I arrived home my father had repared his car. (eve vardığımda babam arabasını tamir etmişti.) (Bu cümleden, “babamın arabayı tamir etmiş olduğunu ve benim bu eylemi görmediğim” anlaşılır.)

When I arrived home my father had been reparing his car. (eve vardığımda babam arabasını tamir etmekteydi.) (Bu cümleden, “babamın arabayı, ben eve varmadan kısa bir süre önce tamir etmiş olduğunu ve benim bu eylemi görmediğim” anlaşılır.)

Şu ana kadar birkaç test olduk.

We have had several tests so far.


Şimdiye kadar

So far

By far

Up to now

Until now

Up to the present (time)

Till now

Such far

To date

Hitter to

Hepsi “şimdiye kadar” anlamındadır. Cümlenin akışına göre “şu ana kadar” ifadeleri ile hangi zamanın kullanılacağını kestirebilmek gerekir.
Bu mesajdan alıntı yap
Standart

Modals

Alt 13-07-2007 #13
Modal”, “mod” dan gelir. Mod, “kip” anlamına gelir. Dolayısıyla Modal, “Kiplik” demektir. Modal’lar yardımcı fiil sisteminden yararlanan ama farklı fonksiyona sahip ünitelerdir.

I don’t speak. (Konuşmam.)

I can speak. (Konuşabilirim.)

Görüldüğü gibi yardımcı fiiller, anlamlarını yükleme katmazlar. Ama Modal’lar anlamlarını yükleme katarlar.

Can: ...e bilmek: güç, yetenek

-bilir May:. ..ebilmek: olası, tahmin

Be able to: ..e bilmek: Can’ e eşittir.

Must: ...meli, ...malı: Must’ta zorunluluk söyleyenden kaynaklanır,

-meli, -malı Have to: zorunda olmak. Zorunluluk var: Have to’da ise dışardan kaynaklanır.

Should: gerekir. Her ikisi de “tavsiye öneri” anlamında kullanılır. İkisinin arasında

Ought to: gerekir. çok az bir nüans farkı vardır, aynı anlamda kullanılabilirler.

Modal’ ların Kullanımı

1. Modal’ lar çekimsizdir. Yani şahıslara göre değişmezler.

2. Modal’lar daima V1 ile kullanılırlar.

3. İki model kesinlikle yan yana kullanılmaz.

Örnekler;

They can accomplish the project in time. (Onlar zamanında projeyi tamamlayabilirler.)(Güç, yetenek)

He may go abroad next year. (O önümüzdeki yıl yurt dışına gidebilir.) (Tahmin)

***Not: “Can” ile “May” yapısı olumsuz cümlelerde tamamen birbirinden ayrılır.

I may go. (Gidebilirim) (tahmin) I may not go. (Gitmeyebilirim) (tahmin)

I can go. (Gidebilirim) (güç, yetenek) I can not go. (Gidemem) (güç, yetenek)

We are able to produce more goods. (Daha fazla mal üretebiliriz.) (Güç, yetenek)

Accomplish: gerçekleştirmek, tamamlamak, bitirmek, yapmak

Produce: üretmek

Goods: ürün, eşya, mal

You must wait for us untill 5 o’clock. (5’ e kadar bizi beklemelisin.) (Zorunluluk söyleyenden )

You have to brush your teeth three times a day. (Günde üç defa dişlerini fırçalamalısın.) (Zorunluluk dışardan)

Turkey should put emphasis on the production. (Türkiye üretimine önem vermelidir.) (Nasihat var.)

Put: Vermek, koymak, yerleştirmek.

Önemli: Eğer herhangi bir modal, yukarıda belirtilen üç özelliğe uymazsa veya kullanımında bu özellikler eksikse o zaman “semi modal” olur. “Be able to ve Have to” gibi. Örneklerde de görüleceği gibi bunlar çekime de girer; başka modallar ile de kullanılabilirler.

He must be able to resign. (O istifa edebilmelidir.)

The minister must be able to confess everything. (Başkan her şeyi itiraf edebilmelidir.)

Confess: itiraf etmek.

Önemli: Görüldüğü gibi iki modal bir arada kullanıldığında önce tam modal sonra semi modal yazılır. Çeviri yaparken de önce semi modalın anlamı söylenir.

A child should be able to walk when he is 7 month. (Bir çocuk, 7 aylık olduğunda yürüyebilmesi gerekir.)

He may have to resign upon corruption. (O istifa etmek zorunda kalabilir.)

A teacher must be able to travel. (Bir öğretmen seyahat edebilmelidir.)

We may have to give up the project. (Projeden vaz geçmek zorunda kalabiliriz.)

We must be able to see him tomorrow. (Onu yarın görebilmeliyiz.)

He may have to explain the events. (O olayları açıklamak zorunda kalabilir.)



Present Past Future

Can Could -------

May Maight -------

Be able to was / were able to Will be able to

Must ------- -------

Have to Had to Will have to

Should ------- -------

Ought to -------- ------

Future formu olmayan modalların present formu future anlamında Türkçe’ de olduğu gibi kullanılırlar.



Modal’ ların Past ve Future Kullanımlarının Özel Anlamları

Could – Was / Were able to Kullanımı

Could, (...e biliyordu.) geçmişte yapılmış sürekli olaylar için kullanılır ve içinde bir “yor” anlamı gizlidir.(Could not ile Couldn’t kullanımlarının anlamları birbirinden farklıdır. Bunları sonraki derslerimizde öğreneceğiz. Yazı dilinde kısaltma yapmak uygun değildir.)

Was / Were able to, (...e bildi) geçmişte yapılmış bir tek olay için kullanılır.

We could see each other. (Biz birbirimizi görebiliyorduk.)

Each other: each = her bir, other = diğeri. Each other: her bir diğeri = birbiri

He could put aside some money when he was young. (O gençken biraz para bir tarafa koyabiliyordu.)

We were able to see each other. (Biz birbirimizi görebildik.)

He was able to recognize the corpse. (Cesedi teşhis edebildi.)

Recognize: tanımak, teşhis etmek

Corpse: ceset

I was able to attain my goal. (Ben amacıma ulaşabildim.)

Goal: amaç

To attain: ...e ulaşmak

Attain kelimesinin kökü olan “tain” KPDS için hayati önem arz eden bir sözcüktür. Aslı Latince olup, “tenere” dir. Tutmak anlamına gelir. Tain’den İngilizce’de bazı kelimeler türetilmiştir. Şimdi bunları öğrenelim.

Maintain: Main, Latince’deki “mano”dan köken alır. Mano el anlamındadır. Dolayısıyla Maintain “elde tutmak, muhafaza etmek” anlamına gelir. Eş anlamlıları aşağıdadır.

Sustain

Continue

Keep

preserve

Contain: Con = beraber, Tain = tutmak. Contain, beraber tutmak = içermek, ihtiva etmek

Retain: Re = tekrar, yeniden. Retain, yeniden tutmak = ....e tutmak (soyut anlamda, hafızada tutmak)

Detain: göz altında tutmak.

Pertain: Per = için, Pertain, ...için tutmak = ilgili olmak.

Obtain: elde etmek, sağlamak.

Attain: ...e ulaşmak.

“Amaç” kelimelerini de öğrenecek olursak;

Goal, Aim, Purpose, End, Objective, İntention, Motive: amaç

Might’ın Kullanımı

He might go home. (O eve gidebilirdi.)

Gidebilirdi ama gitmemiş anlamını verir. May’ın Past ifadesi “Might”, geçmişte zayıf bir ihtimali belirtmek için kullanılır. Yani “may” kullanımına göre ihtimal daha zayıftır. Fazla yaygın bir kullanımı yoktur. Yan cümleciği olan ifadelerde zaman uyumunu sağlamak açısından “might” kullanımına gidilir.

Must

Must’ın Past formu olmadığı için geçmişte zorunluluktan dolayı yapılan bir eylemin zorunluluğunun söyleyenden veya dışardan kaynaklanması önemli değildir. Yani geçmişte yapılan bir eylem için zorunluluk ayırımı ve bundan dolayı İngilizce’de farklı bir kullanım yoktur.





Had to: ...gerekti

“Gerekti” anlamına gelir. İlerdeki konularla karışmaması için bunun iyi öğrenilmesi gerekir. Geçmişte bir zorunluluktan dolayı yapılması gereken ve yapılmış eylemleri ifade etmek kullanılır.

He had to sell his house. (O’ nun evini satması gerekti.)

Borcu vardı veya komşuları iyi değildi vs. Ama bir zorunluluktan dolayı evini satması gerekliymiş ve evini satmış. Bu cümleyi “....gerekiyordu” diye çeviremeyiz. Çünkü evi satma eylemi olmuş bitmiş bir eylemdir.

The Goverment had to punish the responsibles. (Hükümet, sorumluları cezalandırmak zorunda kaldı.)

Punish: cezalandırmak

Responsible: sorumlu

Responsible for: ...den sorumlu

Responsiblility: sorumluluk

He had to give up scheme. (O’nun projeden vazgeçmesi gerekti.)

Scheme: şema, proje

“Had to” yapısını olumsuz yapmak için iki yol vardır. İkisi de aynı anlama gelir. Bu yapıda olumsuzluk gerektiğinde ikisinden biri kullanılabilir.
Bu mesajdan alıntı yap
Standart

Need

Alt 13-07-2007 #14
“Need”, diğer modallardan farklı bir özelliğe sahip olduğu için en sona bırakıldı ve diğerlerinden ayrı olarak veriliyor.

“Need” hem modal hem de esas fiil niteliğinde olmak üzere iki ayrı kullanıma sahiptir. Her iki durumda anlamı hemen hemen aynıdır. “ihtiyacında olmak, gereksinim duymak” anlamına gelir.

Eğer modal olarak kullanılırsa daha önce söylenen üç modal özelliğini de taşıması gerekir. Esas fiil olarak kullanılırsa diğer fiiller gibi çekime girer. Bu özelliklerden yola çıkarak kullanımının modal mı yoksa esas fiil mi olduğu anlaşılır.

I need learn English. (İng. Öğrenmem gerekir veya İng. Öğrenmeğe ihtiyacım var.)

Görüldüğü gibi “need” den sonra fiil birinci halde, çekilmemiş ve başka bir modal yok. Bu özelliklere sahip olduğu için “need” burada modal olarak kullanılmıştır.

Ama “need” modal olarak pek olumlu yapıda kullanılmaz. Genelde olumsuz yapıda modal olarak kullanılır.

I needn’t go there. (Oraya gitmem gerekmez.)

She needn’t study such a lesson. (Böyle bir dersi çalışması gerekmez.)

Not: “Need” sadece modal olarak kullanıldığında olumsuzluk eki olan “not” ı alır. Eğer esas fiil olarak kullanılırsa “not” almaz, bu görevi yardımcı fiil üstlenir.



NEED’ in Esas Fiil Olarak Kullanımı

I need to learn that. (Şunu öğrenmeye ihtiyacım var veya Şunu öğrenmem gerekir.)

I need some money. (Biraz paraya ihtiyacım var.)

I don’t need anything. (Herhangi bir şeye ihtiyacım yok.)

She dosen’t need anything. (Herhangi bir şeye ihtiyacı yok.)

She dosen’t need to resign. (İstifa etmeye ihtiyacı yok veya İstifa etmesi gerekmez.)

“Need”in yukarıdaki kullanımında görüldüğü gibi modal özelliği yoktur. “Need” sahısa göre çekilmiş, sonrasında mastar veya nesne almış. Kısacası bir esas fiil işlevine sahiptir.

She didn’t need to resign. (İstifa etmesi gerekmedi.)

“Need” in Simple Past kullanımı, daha önce gördüğümüz “have to” modalının Simple Past kullanımı ile aynı anlamdadır.

Yani yukarıdaki cümleyi;

She didn’t have to resign (She had not to resign.) şeklinde de yazabiliriz.

Bu özelliklerden dolayı Didn’t need = Didn’t have to diyebiliriz.

“Need” esas fiil olarak tıpkı diğer fiiler gibi tüm zamanlar için çekilebilir.

He will need to apply for that. (Onun buna baş vurması gerekecek.)

She needn’t have studied. (Çalışması gerekmezdi veya çalışmaması gerekirdi.)

She shouldn’t have studied. (!! !! !! !!)

Yukarıdaki iki cümle arasında anlam farkı var ama çok önemli olmayan bir ayrıntıdır. Her iki cümle de “Çalışması gerekmezdi” diye çevrilebilir.

*** “Need” modal olarak iki kullanıma sahiptir. Present Modal ve Perfect Modal olmak üzere. (Needn’t ve Needn’t Have V3 )

Örnekler

I needed to call off the match. (Maçı iptal etmem gerekti.)

1. V1 almamış, mastar almış

2. S. Pasta göre çekilmiş

3. Olumlu yapıda kullanılmış. Bu özelliklerden dolayı modal değil; esas fiil olarak kullanılmıştır.

Call: seslenmek, telefon açmak.

Call off: iptal etmek. Syn “Cancel”

Did thay need to warn you. (Sizi uyarmaları gerekti mi?) (Esas fiil)

They needn’t spend so much energy on this project. (Bu projede bu kadar çok enerji harcamalarına gerek yoktur, (gerekmez).) (Present modal)

Have you needed to confees everything. (Her şeyi itiraf etmeniz gerekmiş mi?) (esas fiil)

Confees: itiraf etmek

You needn’t have spoken to me that way. (Benimle bu şekilde konuşman gerekmezdi.) (modal)

Speak to: ...e ile konuşmak

Way: yol, biçim, yöntem, tarz

Önemli: Sınavlarda, özellikle “Need”in Perfect Modal’ı; çeviri, eş anlamını bulma gibi kilit noktalarda çok sorulur.

She needn’t study harder, becouse her marks are high. (Daha sıkı çalışmasına gerek yoktur. Çünkü notları yüksektir.) ( present modal)

We don’t need your help. (Yardımınıza ihtiyacımız yoktur. (esas fiil.)

You needn’t have shouted at us; we are not deaf. (Bize bağırman gerekmezdi; sağır değiliz.) (Perfect modal)

She needn’t have complained us. (Bizi şikayet etmesi gerekmezdi.) (perfect modal.)

**Son iki cümle “bize böyle bağırmamalıydın” şeklinde de çevrilebilir. Dikkat edilirse bu çeviri “ geçmişte yapılması gerekli ama yapılmamış” eylemleri ifade etmek için kullanılan “should + have V3 ve ought to + have V3 ” modallarının olumsuz kullanımı ile aynı anlamdadır.

Bunu dile getirmesi gerekmezdi. (She needn’t have expressed this.) (perfect modal.)

Yabancı dilimi değiştirmem gerekmedi (I didn’t need to change my foraign language) (esas fiil)

Yarın gelmem gerekir mi? (Do I need to come tomorrow.) (esas fiil.)

Yarın gelmem gerekmez mi? (Needn’t I come tomorrow.) (present modal.)

Bir cümlede soru sözcüğü olduğu zaman (where, what, who gibi) need kullanmıyoruz. “Gereklilik” anlamı veren “should” veya “ought to” kullanılır. bu özellik sadece “need” için geçerlidir.
Bu mesajdan alıntı yap
Standart

Gerunds And İnfinitives

Alt 13-07-2007 #15
Bu konuda hem gramer hem de kelime öğreneceğiz. *KPDS* için çok önemli birkaç gramer bilgisi ve önemli kelimeler var ki bunlar çok iyi öğrenilmeli; diğerleri sınav için çok önem arzetmese de öğrenilmesinde yarar vardır.

“Gerunds ve İnfinitives” konularının her ikisi de tek başına ele alındığında önemli ve geniş konulardır. İlk önce KPDS için önemli olan kısımları öğreneceğiz. Yani “Gerunds ve İnfinitives” lerin cümlede çekimsiz boyutu ile ilgileneceğiz.

“Gerunds ve İnfinitives” ler, cümlede bir harekete verilen ismdirler. Türkçe’deki ismin halleri durumunda kullanılırlar. İngilizce’de ise bir yüklemden sonra çekilmemiş fiiller mastar yapısında gramatikal olarak üç pozisyonda olabilirler.

1.) Gerund (speaking, going gibi)

2.) İnfinitive (to speak, to go gibi)

3.) Bare infinitive (Yalın mastar) (speak, go gibi)

“Öğrenmeyi istiyorum” cümlesinde “istemek” cümlenin yüklemidir. “öğrenmeyi” ise çekilmemiş konumda olup, İngilizce’de gramatikal olarak yukarıda da söylendiği gibi üç şekilden biri ile ifade edilebilir. Bu bir sistemdir, kuralları vardır. Bu kurallar çerçevesinde uygun olan şekliyle cümle yazılır.

Yalın mastarlar genellikle Causative (ettirgenlik) yapısında kullanılır ki bu konuyu daha sonra göreceğiz. Yalın mastar kullanımı spesifik özelliğe sahip olup, kullanım alanı sınırlıdır. Bu şekilde kullanılan fiil sayısı da azdır. Bu nedenle cümlede çekimsiz bir fiil denince “Gerunds ve İnfinitives” olmak üzere iki kullanım akla gelir. Bu durumda biri diğeri için altarnatif konumundadır. Yani eğer cümlede gerund kullanılmıyorsa, onun alternatifi olan infinitive’e gidilir. Bu özellik olduğu için bir konunun iyi bilinmesi, alternatifinin de çözülebilmesi anlamına gelir. Gerunds’lar ile başlayalım.

GERUNDS

“Gerund” isim fiil (verbal noun) demektir. Bir fiilin –ing almış biçimidir. “Gerund” lar, bir fiil ve bir isim özelliği taşırlar. Cümlede isim veya zamir olarak kullanılırlar. Yapı bakımından ortaçlara (present participle) benzerlerse de kullanış ve anlam bakımından çok farklıdırlar.

“Gerunds” yapısı geniş bir konudur. Dört madde halinde anlatılacaktır. Özellikle ilk üç maddesi KPDS için çok önemlidir ve konunun % 90’ ını kapsar. Bunun da yüzde 70-80’i birinci maddeye dahildir. Bu üç maddenin çok iyi bilinmesi gerekir. Diğer kısmı ileri düzey için önemlidir. Öğrenilmesi iyi olur.

1.) Bir Edattan Sonra (After a prepisition)

Edat: Tek başlarına bir anlamı olmayan, bir isim veya isim türevi (zamir, isim fiil gibi) ile birlikte kullanılarak anlamlarını bütünleştiren sözcüklerdir. İn, on, under, of, off, with, for, over ..... gibi.

He come in the room. (buradaki “in” edattır çünkü isimden önce gelir.)

He come in. (“in” zarftır çünkü fiili etkilemiştir.)

Eğer bir cümlede yüklemden sonra bir edat varsa ve sonrasında çekilmemiş bir fiil kullanılmışsa bu mutlaka gerund’tır. İlla da gerund olacak diye bir kural yoktur. Yüklemden sonra hiçbir şey olmayabilir veya bir isim gelebilir. Ama eğer yüklemden sonra edat var ve sonrasında da çekilmemiş bir fiil varsa bu mutlaka gerund olmalıdır.

Bundan sonra cümleler kurulurken KPDS için önemli olan kelimeler kullanılacak. Geçen bu kelimeleri mutlaka iyi öğrenmemiz gerekir.

The members are thinking of appointing him as their president. (Üyeler, onu başkanları olarak atamayı düşünüyorlar.)

a) to appoint b) appoint c) appointing

Boşluğa “appointing” gelmelidir. Çünkü yüklemden sonra edat vardır ve edattan sonra eğer çekilmemiş bir fiil varsa bu gerund olmak zorundadır. Böyle fiiller bir edat ile nesneye indirekt olarak geçerler. Böyle sorularda cümlenin anlamı bilinmezse de soru çözülebilir.

Appoint: atamak, kararlaştırmak

Disappoint: hayal kırıklığına uğratmak, bozmak, engel olmak. (Başında bulunan “dis”ten dolayı “appint”in olumsuzu şeklinde anlaşılabilir diye KPDS’de sık sık geçen önemli bir kelime. Mutlaka bilinmeli.)

Think of: düşünmek (tasarlamak anlamında)

Think over: düşünmek (bir şey üzerinde)

Think about: düşünmek (bir şey üzerinde)

He is thinking of emigrating to USA. (O Amerika’ya göç etmeyi düşünüyor.)

He gave up smoking. (O sigara içmeyi bıraktı.)

The scientists shouldn’t have approved of using hazardous material. (Bilim adamlarının tehlikeli materyalleri kullanmayı onaylamamaları gerekirdi.)

Hazardous: tehlikeli (syn: dangerous)

Approve of:onaylamak

Disapprove of: onaylamamak (ikisi de “of” ile nesneye geçiş yapar.)

Approve

KPDS’de oldukça sık geçen bir kelimedir. Eş anlamlıları ile birlikte çok iyi bilinmeli.

Reaffirm, certifiy, attest: onaylamak

Ratify: onaylamak. Ratification: onaylama

Specify: onaylamak, açıkça belirtmek. Specification: belirtme, tarifname

Notify: onaylamak, bildirmek. Notification: haber, bildirme, ihbarname.

Affirm: onaylamak

Reaffirm: onaylamak

Confirm: onaylamak

Bear out: onaylamak

As a researcher, he was always interested in developing something beneficial. (O bir araştırmacı olarak daima faydalı şeyleri geliştirmekle ilgilenirdi.)

İnterested in: ...ile ilgilenmek (daima nesneye “in” ile geçiş yapar.)

Develop: geliştirmek (daha önce geçmişti)

İmprove:

Progress:

Advance:

Enhance:

Extend:

Boost:

Grow up:

Flourish:

Thrive:

Beneficial: faydalı. (syn: useful)

Önemli: Any, some, every, no kelimeleri; think, body, one, where kelimeleri ile birleştiklerinde sonralarında mutlaka bir sıfat isterler. Türkçe’deki mantığa ters bir yapıdadır.

Any think

Some body

Every + one + Adjective

No where

Yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi Something geçmiş ve sonrasında da “beneficial” sıfatı gelmiştir.

You must give up smoking. (Sigarayı bırakmalısınız.)

He disapprove of joining the army. (O orduya katılmayı onaylamıyar.)

Join: katılmak

Disapprove of: Onaylamamak

They sucseeded in persuading us. (Onlar bizi ikna etmeyi başardılar.)

Sucseed in: başarmak

Persuade: ikna etmek
Bu mesajdan alıntı yap
Standart

Gerunds And İnfinitives

Alt 13-07-2007 #16
2.) Bazı Fiillerden Sonra Gerund Kullanılır

Bu fiillerin sayısı 30 – 40 civarındadır. Bunlar yüklem olacakları zaman sonralarında eğer çekilmemiş bir fiil gelirse, “gerund” olmak zorundadır. Bu özellik tamamen ezbere dayalı bir durumdur. En önemli 10 - 15 tane fiil göreceğiz. Diğerleri liste halinde bize verilecek. Bu fiilleri yazarsak;

Avoid: kaçınmak, sakınmak

Understant: anlamak

Consider: düşünmek

Admit: kabul etmek, itiraf etmek

Anticipate: sezinlemek

Appreciate: taktir etmek

Enjoy: hoşlanmak

Mind: aldırmak, umursamak, umurunda olmak

Postpone:

Delay: ertelemek

Defer:

Put off:



Forgive:

Pardon: bağışlamak, affetmek

Excuse:

Hate:

Detest: nefret etmek

Abhor:

Like / dislike: sevmek / sevmemek

Complain: şikayet etmek

Understand: anlamak

Bu fiiller, yüklem olarak kullanıldığında ve sonrasında çekilmemiş bir fiil geldiğinde bu mutlaka “gerund” olmalıdır.

You could have avoided hurting him. (Onu incitmekten kaçınmış olabilirdin veya kaçınabilirdin.)

She considers moving away. (O taşınmayı düşünüyor.)

Move: taşınmak, hareket etmek (yanında away, in gibi değişik edatları alabilir.)

He hates getting up early. (O erken kalkmaktan nefret eder.)

The thief admitted stealing the money. (Hırsız parayı çaldığını itiraf etti.)

Thief: hırsız

Theft: hırsızlık

I don’t anticipate meeting any problem. (Herhangi bir problemle karşılaşmayı sezinlemiyorum.)

I don’t understand your complaining. (Şikayetinizi anlamıyorum.)

3.) Bazı Deyimlerden Sonra Gerund Kullanılır

İngilizce’de, aşağıda yazılan deyimlerden sonra eğer bir çekilmemiş fiil gelirse, kesinlikle “gerund” olmalıdır.

It is no use: Anlamı yok, yararı yok, manası yok

It is no good: anlamı yok, yararı yok

That is no point in: anlamı yok, yararı yok

Can’t help: elinde olmamak, bir şey yapmaktan kendini alamamak

Feel like: canı istemek

It is worth: ...meye değer

Look forward to: dört gözle beklemek

Object to: itiraz etmek, bir şeye karşı çıkmak

Oppose to: itiraz etmek, bir şeye karşı çıkmak

Confess to: itiraf etmek

Be used to: ....e alışkın olmak

Be accustomed to: ...e alışmak

Get used to: ...e alışmak

Get accustomed to: ...e alışmak

Get around to: dolaşmak, yayılmak, kandırmak

Have trouble: zorluk çekmek

Can’t bear: dayanamamak

Can’t stand:

Have fun:

Bu kalıplardan sonra, (zamanı ne olursa olsun, olumlu veya olumsuz olsun) eğer bir çekilmemiş fiil varsa, bu fiil gerund yapısında olmalıdır. Her zaman bunlardan sonra “gerund” olacak diye bir kural yoktur. Bazen çekilmemiş bir fiil dışında da bir sözcük gelebilir.

Örnekler

I a m looking forward to seeing you amoung us. (seni aramızda görmeyi dört gözle bekliyorum.)

French is no worth learning. (Fransızca öğrenilmeye değmez.)

I don’t feel like going out to night. (Bu gece canım dışarı çıkmak istemiyor.)

He must have confeessed to committing the crime. (O suçu işlediğini itiraf etmiş olmalı.)

Confees to: itiraf etmek (zihinsel anlamda) Commit: işlemek (suç, günah, hata, cinayet anlamında)

The hijackers objected to releasing the hostages. (Uçak kaçıranlar (hava korsanları) rehineleri serbest bırakmaya karşı çıktılar.)

Hijacker: uçak kaçıran, hava korsanı

Release: serbest bırakmak, salıvermek

Hostage: rehine

I a m used to studying late at night. (Geç saatlere kadar çalışmaya alışkınım.)

He can’t help loughing when he sees me. (Beni gördüğünde kendini gülmekten alamaz.)

She had trouble solving her problem. (O problemini çözmede zorluk çekti.)

English is worth learning. (İngilizce öğrenmeye değer.)

The minister confees to getting involved. (Bakan suça bulaştığını itiraf etti.)

Confees to: itiraf etmek Get involve: biri ile bir suça bulaşmak



4.) Hem Mastar Hem de Gerund Alan Fiiller

İngilizce’de, bazı fiiller hem mastar hem de infinitive alabilirler.

Başlamak fiilleri start / Begin

Kesmek, ara vermek Cease Bu fiiller ikisini de alabilirler (Bu sınavda sorulmaz)

Devam etmek Continue

I start working on Monday. (P. Tesi çalışmaya başlarım.)

I start to work on Monday. (P. Tesi çalışmaya başlarım.)

Eğer bu fiiller Continuous formda çekilirlerse sonrasında da çekilmemiş bir fiil var ise tercihinizi gerund’tan yana kullanmayın deniliyor. Gramatikal olarak yasak değil ama iki gerund yan yana gelmesin diye infinitive kullanılır. Bu konu ile ilgili önemli ve temel bilgileri öğrenmiş olduk. Bundan sonra öğreneceğimiz detaylar ileri düzey içindir.
Bu mesajdan alıntı yap
Standart

Gerund Kullanımı ile ilgili Örnekler

Alt 13-07-2007 #17
I appreciate helping (Yardımı takdir ediyorum.)


Bu cümlede “appreciate”den dolayı “help” fiili Gerund olarak kullanılmıştır. “helping”in de öznesi “I” dır. Başka bir cümlede yüklem ile Gerund’ın öznesi farklı olabilir. Örneğin aynı cümleyi bu şekilde de yazabiliriz.


I appreciate you helping (Yardımınızı takdir ediyorum.)


Bu cümlede ise yüklem ile Gerund’ın özneleri farklıdır. Yüklemin öznesi I, Gerund’ın öznesi you’dur. Gerund isim fiil olduğu için ve sıfatlar isim ile kullanıldığı için aslında you yerine your’un kullanılması daha uygundur. Yüklemin nesnesi olan “your helping” in de nesnesi olabilir. “The poor” gibi. Bu açıklamalardan sonra cümlemizi yazarsak şöyle olur.


I appreciate your helping the poor. (Fakirlere yardımınızı takdir ediyorum.)


This project is not worth maintaining . (Bu proje devam etmeye değmez.)


He accused everybody of being reluctant. (O herkesi isteksiz olmakla sucladı.)


Accuse of: suclamak

Reluctant: isteksiz

Will: istek

Unwilling: isteksiz

Willing: istekli

İrreluctant: istekli


I do not undersant your complaining about your jop. (İşiniz hakkında yakınmanızı anlamıyorum.)


We can not got anywhere without discussing the issues properly. (Biz meseleleri uygun bir şekilde tartışmaksızın bir yere varamayız.)


İssue: mesele, sorun, problem

Properly: uygun bir şekilde

Discuss: tartışmak


We get used to living under miserable condition. (Biz sefil koşullar altında yaşamaya alıştık.)


Miserable: perişan, sefil


5.) Allow = Permit, Advise = Recommend Fiilleri


Dördüncü madde gibidir. Yani yukarıdaki iki fiil (eş anlamları ile birlikte dört fiil) hem Gerund hem de İnfinitive alabilirler. Yalnız dördüncü madde gibi istenilen zaman Gerund istenilen zaman İnfinitive almıyor. Bu gramatikal bir özelliktir. Bu fiiller bazen Gerund bazen de İnfinitive alırlar. Allow = izin vermek, Advise: tavsiye etmek, önermek.


-Kural: 1. Eğer bu fiillerden sonra bir nesne varsa İnfinitive kullanılır.


-Kural: 2. Eğer bu fiillerden sonra bir nesne yoksa Gerund kullanılır.


He recommended me to rest. (Bana dinlenmemi tavsiye etti)


“Recommend”den sonra nesne olduğu için (me) İnfinitive kullanılmıştır.


He recommended resting. (Bana dinlenmeyi tavsiye etti)


“Recommend”den sonra nesne olmadığı için Gerund kullanılmıştır.


My wife doesn’t allow me to go out. (Karım dışarı çıkmama izin vermez.)


My wife doesn’t allow going out. (Karım dışarı çıkmaya izin vermez.)


The expert advised us to sell sharing. (Uzman bize hisse senetlerini satmayı önerdi.)


Expert: uzman

Sharing: hisse senetleri


6.) Regret, Forget, Remember (Üzgün - pişman olmak. Unutmak. Hatırlamak)


Yukarıdaki üç fiil de bazen Gerund bazen de İnfinitive alırlar. Buradaki espri biraz da anlama yöneliktir. Eğer bu fiillerden sonra kullanılacak olan fiil daha önce gerçekleşmiş bir olaydan bahsediyorsa Gerund, daha sonra gerçekleşecek bir olaydan bahsediyorsa İnfinitive kullanılır.


I regret spending so much money. (Bu kadar çok para harcadığıma üzgünüm.)


I regret to spend so much money. (Bu kadar çok para harcamaya (harcayacağıma) üzgünüm.)


** “Regret” te genellikle gerund kullanımı tercih edilir.


I forgot taking my purse. (cüzdanımı aldığımı unuttum.) (cüzdanı üzerinde demektir.)


I forgot to take my purse. (cüzdanımı almayı unuttum.) (cüzdanı üzerinde değil demektir.)


**Beşinci madde kullanımına uyuluyor. Ama altıncı madde kullanımda en çok ihlal edilen bir kuraldır.



7.)Need, Requirei, Want (İhtiyacında olmak, Gerktirmek, İstemek.)


Bu üç fiil de aynı anlamda kullanılmaktadır. Üçü de hem Gerund hem Mastar alabilirler. Yalnız burada ki mastar “Pasif Mastar” dır. Bu kullanımdaki cümlelerde özne genellikle cansızdır.


Passive İnfinitive: to be + V3


This room needs cleaning. (Bu odanın temizlemeye ihtiyacı var.)


Aynı cümleyi şu şekilde de yazabiliriz anlam olarak aynıdır.


This room needs to be cleaned. (Bu odanın temizlenmeye ihtiyacı var.)


The grass requires cutting. (Otlar kesmeye ihtiyacı var.)


My car wants watching. (Arabamın yıkamaya ihtiyacı var.)


My car wants to be watched. (Arabamın yıkamaya ihtiyacı var.)


Bu kullanımdaki özne canlı olamaz mı sorusu üzerine (olabilir diye) şu örnek verildi.


I need to be accepted in the club. (Külube kabul edilmeye ihtiyacım var.)


Bu kullanımda yaygın olarak “gerund” kullanılır.


8.) See, Hear, Feel, Watch: (Görmek, duymak, hissetmek izlemek)


Her dördü de Gerund veya Mastar alabilirler. Yalnız buradaki mastar “Bare İnfinitive”dir. yalın mastar = fiilin birinci hali = “to”suz mastar.

Burada Gerund ve İnfinitive kullanımının önemli bir farkı da vardır. Eğer yüklemden sonra (ki bu yüklem yukarıdaki dört fiilden biridir) kullanılacak fiilin yarattığı olayın bir kesiti alınmışsa bu fiiller Gerund olarak kullanılmak zorundadır; olayın tümü alınmışsa Bare infinitive olarak kullanılmak zorundadır.


I saw him waiting at the bus stop. (Onu otobüs durağında beklerken gördüm.)


I saw him wait at the bus stop. (Onu otobüs durağında beklerken gördüm.)


Gerund kullanımından dolayı Birinci cümlede eğer o yarım saat durakta beklemişse benim beş on dakkasını gördüğüm, tüm olaya vakıf olmadığım anlaşılır. İkinci cümlede ise Bare İnfinitive kullanımndan dolayı Benim bu beklemenin tümüne vakıf olduğum anlaşılır.


We felt the house shaking. (evin sarsıldığını hissettim.) (sarsıntının bir kısmını)

We felt the house shake. (evin sarsıldığını hissettim.) (sarsıntının tümünü)


Shake: sallanmak, sarsılmak


Kullanımı biraz karışık olan bir konudur. Bu madde de Türkçe çeviriden çok Inglızce mantığını kavramak önemlidir.


I watched them enter the bar. (Onları bara girerken gördüm.) (Bara girme eylemi anlık bir eylem olduğu için tümü görülebileceğinden “bare infinitive” kullanılmıştır.


“watch” genelde “bare infinitive” ile kullanılır, ama “gerund” la da kullanılabilir.

I heard her singing. (Onu şarkı söylerken duydum.)


Önemli: Genelde kısa süren olaylar, hepsi gözlenebileceğinden “bare infinitive” ile aktarılır. Uzun süren olaylar ise, bir kısmı gözlenirse “bare infinitive” ile; tümü gözlenmişse “gerund” ile aktarılır.
Bu mesajdan alıntı yap
Standart

Infinitives

Alt 13-07-2007 #18
Daha önce de söylendiği gibi çekimsiz fiilin kullanıldığı üç yapıdan biri de Infinitives’lerdir. Mastar hareketlerinde Infinitives’lerden faydalanılır. Infinitives’leri kullanım yerlerine göre maddeler halinde göreceğiz.

I want to learn English. (Ben öğrenmek istiyorum.) Burada yüklemin ve mastarın öznesi aynıdır.

I want you to learn English. (Ben sizin Inglizce öğrenmenizi istiyorum.) Bu cümlede ise yüklemin öznesi I, mastarın öznesi You’dur.

Madde ayırımı bu şekilde fiillerin nesne alma veya özne durumuna göre yapılacaktır. “Bu fiillerden sonra mastar gelir” diye ezberlemektense yapı olarak bunları öğrenmek daha iyi olacaktır. Ayrıca çeviri biçimini de kavramak önemlidir.
Bu mesajdan alıntı yap
Standart

Verb + Infinitive

Alt 13-07-2007 #19
Şimdide maddeler halinde Infinitives’lerin kullanıldığı yapıları öğrenmeğe geldi.

Yani hemen sonrasında Infinitive alan fiiller demektir. Bunların sayıları10–15 tanedir. Burada en önemlilerinden birkaç örnek verilecektir. Bu gruba giren fiiller liste halinde aşğıda sunulmuştur. Bu yapıda, yüklemden hemen sonra Infinitive geldiği için hem yüklemin hem de Infinitive'in öznesi aynıdır.

Appear- Seem- Look: Görünmek

Can afford: Gücü yetmek

Claim: İdda etmek

Consent: ...e razı olmak

Decide: karar vermek

Demand: İstemek, talep etmek

Deserve: Hak etmek, layık olmak

Happen: Tesadüfen ...mek

Hasitate: Tereddüt etmek

Hope: Ummak, ümit etmek

Learn (How): Öğrenmek

Know (how): Bilmek, tanımak

Offer: Teklif etmek

Plan: Planlamak

Prepare: Hazırlamak

Promise: Vaat etmek

Pretend: Gibi davranmak

Refuse: Red etmek

Resolve: Karar vermek

Seek- Try- Strive: ...meye çalışmak

Tend: Eğiliminde olmak

Threaten: Tehdit etmek

Undertake: Üstlenmek

Would love: Seve seve...mek

Condescend: Tenezzül etmek



I can’t afford to buy such a car in these economic condition. (Ben bu ekonomik şartlarda böyle bir araba alacak güçte değilim.)



We decided to give up the project. (Biz projeden vaz geçmeye karar verdik.)

They had to promise to fulfil their commitment. (Onlar vaatlerini yerine gitirmeye söz vermek zorunda kaldılar.)

Commitment: söz, vaat, taahhüt.

To promise: söz vermek

Compromise: (komprumayz) uzlaşmak, ödün. KPDS’de en kritik yerlerde 4-5 defa geçer. İyi bilinmeli.



Fulfil: yerine getirmek,yapmak

İmplement:

Achive(eyçhiv)

Accomplish:

Execute: (eksikut) icra etmek

Carry out:

Built:

Construct:

Manifacture:

Produce:

Perform:

Conduct:

Fulfil’den sonra yazılan fiillerin hepsi onun eşanlamlısıdırlar. "KPDS" için çok önemli kelimelerdir. İyi öğrenilmeli.

He should have tried to resolve the dispute. (Onun tartışmayı çözmeye çalışması gerekirdi.)

Try: ...meye çalışmak, denemek

Dispute: tartışma, anlaşmazlık

Conflient:

Deliberate:

Discuss:

Debate:

Argue:

The two goverments refused to resume the talks. (Her iki hükümet görüşmelereyeniden başlamayı red etti)

Refuse: red etmek

Reject:

Turn down:

Talks: görüşme

Resume: ...e yeniden başlamak, sürdürmek

He must have threatened to kill us. (Bizi öldürmek için tehdit etmiş olmalı.)

Threaten: tehdit etmek

Not: Bu yapıları Türkçe’ye çevirmek önemli bir husustur. Moda mod bildikten sonra Türkçe’ye uygun bir şekilde çevirmek gerekir.

I happened to see him. (Onu tesadüfen gördüm.)

Happen: olmak

Happen + ful Infinitive: tesadüfen ....mek.

He always tends to hurt people. (O genellikle insanları incitmeye eğilimlidir.)

Tend: eğiliminde olmak. (Türkçe’ye meyil, eğilim anlamında “tandans” olarak isim hali geçmiştir.)

She consented to step down. (O çekilmeye razı oldu.)

Consent: ...e razı olmak

Step down: geri adım aymak, çekilmek

I would love to come along with you. (Sizinle seve seve gelirim.)

Would love: seve seve ...mek

Along with: ...ile

She should not have condescent to take his book. (Onun kitabını almaya tenezzül etmemeliydi.)

Condescend: tenezzül etmek

You could have come to see me. (Beni görmeye gelebilirdin)
Bu mesajdan alıntı yap
Standart

Verb + Object + Infinitive

Alt 13-07-2007 #20
Bu kullanımda, yüklemden sonra bir nesne gelir ve ardından mastar kullanılır. Burada yüklem olarak kullanılan fiiller bir nesneden sonra mastar gerektirirler. Bu gruba giren fiiller verilmiştir inceleyiniz.


Allow- Permit: İzin vermek

Ask: İstemek, Rica etmek

Recommend- Advise: Önermek, Tavsiye etmek

Cause: Sebep olmak

Challenge: Meydan okumak, Düelloya davet etmek

Command: Emretmek

Compel- Force- Ceorce: Zorlamak, Zorunda bırakmak

Encourage: Cesaretlendirmek, Teşvik etmek

Enable: Muktedir olmak, Mümkün kılmak

Find: Bulmak

Forbid: yasaklamak

İnvite: Davet etmek

Notify: Haber vermek, Bilgilendirmek

Oblige: Mecbur etmek, zorunda bırakmak

Order: Emretmek, Siperiş vermek

Remind: Hatırlatmak

Require: Gerktirmek

Teach: Öğretmek

Tell: Söylemek

Tempt: Ayartmak

Urge: istemek, ...e sevk etmek

Warn: İkaz etmek, uyarmak

Want: İstemek



The U.N has urged the Iraqi Goverment to comply with the resulotions of the security council. (B. M..................)



To Comply:

Resulotion:

Security:

Council:

The teacher could have allowed us to play.(Hoca oynamamıza izin verebilirdi.)

No one can force me to give up smoking. (Hiç kimse beni sigara içmeyi bırakmaya zorlayamaz.)

Forse: zorlamak

The doctor encouraged the patient to go home. (Doctor hastayı eve gitmeye cesaretlendirdi.)

Cour: kalp, yürek

Courage: yürekli

Encourage: yüreklendirmek, cesaretlendirmek, motive etmek

Promote: motive etmek teşvik etmek (promosion)

Önemli: Bir kalıbın iyice öğrenilebilmesi için sözcüklerin değiştirilerek tekrar tekrar yazılıp, Türkçe’ye çevrilmesi egzersizleri yapılmalıdır.

The U N urged the U S A to lift the embargo. (B M Amerika’nın ambargoyu kaldırmasını istedi.)

Urge: istemek (şiddetle bir şeyi ...)

Not: Çalışırken arada Türkçe cümleler yazıp Inglizce’ye çevirmekverimmliliği arttırır. Inglizce’den Türkçe’ye de çeviri yaparken cesaretli bir şekilde verilmek istenen mesaj Türkçe’ye uygun bir şekilde ifade edilebilmelidir.

You ought to have warned us not to go there. (Bizi oraya gitmemek için uyarmış olmalıydınız.)

Negative Infinitive: Infinitive’in önüne “not” getirilerek oluşturulur. “not to go” gibi.

The inspector obliged the minister to reign. (müfettiş bakanı istifa etmeye mecbur etti.)


Inspector: müfettiş

Spect: bakmak

Inspect: ın:içine, spect: bakmak, Inspect: İçine bakmak = incelemek

Inspectator: içine bakan, inceleyen, = müfettiş

Spectator: seyirci

Expect: ex: dışarı, pect: bakmak, Expect: dışarı bakmak = beklemek, ummak

Respect: tekrar tekrar bakmak, saygı göstermek

Attend: bir yerde hazır bulunmak, devam etmek

Attendance: hazır bulunanlar, izleyiciler

Oblige: mecbur etmek, zorunda bırakmak

He order us to be ready at 11 o’clock. (Saat 11’de hazır olmamızı emrediyor.)

Order: emretmek, sipariş etmek, düzen, sıra

They advised us to learn English. (Inglizce öğrenmemizi tavsiye ettiler.)

You should ask him to help us. (Bize yardım etmesini istemen gerekir.)

The doctor wasn’t able to compel to me to give up smoking. (Doktor beni sigarayı bırakmaya zorlayamadı.)

Compel = Force: zorlamak

Compulsive: zorlayıcı

Compulsory: zorunlu

We had to forbid them to eat pork. (Onlara domuz eti yemelerini yasaklamamız gerekti.)

To forbid: yasaklamak

To bar

To ban

To prohibit

Pork: domuz eti

Kalmamızı rica ediyor. (She ask us to stay.)

Silahları teslim etmelerini istedik. (We wanted them to lay down their arms.)

Lay down: teslim etmek

Gitmesine izin vermemeliydin. (You should not have permitted him to go.)

Önemli: Dikkat edilirse bu fiillerde mastar hep başkasına yaptırılıyor.

2.) Hem Nesne ile Nem de Nesnesiz Kullanılabilenler

Bu gruba giren fiiller hem nesnesiz, hem de nesne ile mastara geçiş yapabilirler. Yani bu grup fiilleri birinci ve ikinci madde özelliklerini birlikte taşırlar. Birkaç tanesini örnek verecek olursak;

Ask: İstemek

Beg: Rica etmek, İstemek

Clime: İddia etmek, savında bulunmak

Deserve- Merit: Haketmek, layık olmak

Desire: Arzu etmek

Expect: Beklemek, Ümit etmek

Help: Yardım etmek

İntend: Niyetinde olmak

İnvite: Davet etmek

Request: İstemek

Want: İstemek

Wish: Dilemek

He asked to take part in the meeting. (Mitinge katılmayı istedi.)

He asked me to take part in the meeting. (Mitinge katılmamı istedi.)

Görüldüğü gibi birinci cümlede yüklemin ve mastarın öznesi aynıdır. İkinci cümlede ise yüklemin öznesi “He”, mastarın öznesi ise “me” dir.

To take part in: katılmak

Participate: katılmak

He can expect to win the prize. (O ödülü kazanmayı umabilir.)

He can expect his son to win the prize. (Oğlunun ödülü kazanmasını umabilir.)

I wished to be amoung you. (Aranızda olmayı diliyordum.)

I wished you to be amoung us. (Aramızda olmanızı diliyordum.)

Amoung: arasında (ikiden fazla nesne için)

Between: arasında (iki nesne için)

Örnekler

She deserves to be our chairwoman. (O başkanımız olmayı hakeder.)

Deserve: layık olmak, haketmek

Merit: layık olmak haketmek, değer, meziyet

Meritorious: övülmeye değer, değerli

Deservedly: hakkıyle, haklı olarak

Deserving of: müstahak

The man claimed not to see the event. (Adam olayı görmediğini iddia etti.)

Claim: iddia etmek

Event: olay

Eventful: olaylı

Ful: ...lı

Eventless: olaysız

Less: ...sız

You could have invited us to participate in the congress.(Bizi kongreye katılmaya davet edebilirdiniz.)

Gress: ileri gitmek, yürümek

Regress: geri gitmek

Progress: ileriye gitmek

Bu konudaki kelimeler ve yapılar iyice öğrenilmelidir. Türkçe’den Inglizce’ye; Inglizce’den Türkçe’ye çeviri egzersizlerinin yapılması konuyu daha iyi kavratır.

Bu mesajdan alıntı yap
Cevapla

Tags
to speak, tenses, simple past, simple, present perfect, present, perfect have, perfect continuous, past, particples, need, infinitives, mastar, modals, gerunds and infinitives, gerund, future, fiil, continuous, verb infinitive

Kapat
Şifremi Unuttum?