Neler yeni

Yeni mesajlar Yeni konular En çok mesaj En çok tepki En çok görüntülenen

Value
Tepkime puanı
180

Profil mesajları Son aktivite Gönderiler Hakkında

  • Çeke çeke götürmeliyim seni
    Tutup bileklerinden
    Duvarlara çarpa çarpa
    Düşe kalka götürmeliyim seni yaşamak.
    ben ne zaman
    öyle durup dururken
    öyle damdan düşer gibi
    açıp seni okumaya başlasam
    anlıyorum ki
    bahar gelmiş
    anlıyorum ki
    kaçmak sürüklenmek vakti
    dolaşmak galatada hisarda
    bırakmak işi gücü
    unutmak ekmeği tuzu
    çıkarıp potinleri
    denize daldırmak vakti
    yalın ayakları
    ben ne zaman
    öyle durup dururken
    öyle damdan düşer gibi
    açıp seni okumaya başlasam
    anlıyorum ki
    mahvolmuşum....
    Bitmek denen, başlamakla başlar bazen. Bu yüzden biz hiç bitmeyeceğiz çocuk! Kavuşamayacağımız için, bizim hiç ayrılığımız olmayacak. Beni bekleme çocuk! Beklemek ayrılığa dönüşür zamanla… Bul seni, kendini kaybettiğin bende. Ve unutma asla; kendin olabilmek adına sarf ettiğin aşırı gayret, bazen seni sana buldurmaz. Ve yine unutma ki herkes için her şey olmaya çabalayan, kendisi için hiçbir şey olmaz.''İnsan ihanet etmeyecek kadar temiz değildir çoğu kez. Ben bile ilk ihanetimi çocukluğuma yaptım; büyüyerek.'' Yine de öleceğini bildiği halde yaşamaktan korkmamalı insan. Nasıl yaşarsan öyle ölürsün çocuk...
    Ömrüm, sana karşı boş bulunmakla geçiyor.
    Seni her ziyaretimde, tabancamı emanete bırakıyorum.
    Gözlerin uçaklarla bombalarken bağrımı, kendime affından gayrı sığınak bulamıyorum.
    Beni affetmelisin!
    Bunu yapacağına inanarak başlamalısın işe.
    Biliyorum, yaptığım gaflar boyumu geçti.
    Şimdi elimi her belime attığımda, bana doğrultulan tabancanın aslında benim tabancam olduğunu anlıyorum.
    Bana bak
    Beni tut
    Bana tutun
    Beni orda burda
    Beni şunda bunda
    Unutma
    Bak!
    Uzun, çetin bir kışa hazırlanır gibi geleceğe hazırlanmak…
    Gözlerim olabildiğince boş boş bakıyor ki, yeni görünümleri kaydedebilsinler.
    Kulaklarım öykülere ve insanlara hazır.
    En zararsız, en korkutucu gülümsememi takınmışım.
    Daha otobüs yolculuğunda kaynamış çayla sigaraları istiflediğim mola yerinde, karar kılmıştım bu yüz ifadesinde.
    Sabahleyin dolaptan bir giysi seçercesine… ” bir çay daha alabilir miyim lütfen? ”
    Özür dileyerek, neredeyse yaltaklanarak.
    Garson bile farkına varıyor, bu farklı boyun eğişin.
    Hiçbir çıkar beklemediğin insanların karşısında alttan almanın tuhaf keyfi…
    Rahatını kaçıran ne?
    Kalbinin kararını nedir bozup dağıtan?
    Kapının tokmağına el süren kim?
    Kim sokaktan sana seslenip de açık kapıdan girip yanına gelmeyen?
    Kış aslında iki kişilik bir mevsimdir
    Uyku kokan yorganlar, birbirine karışan rüyalar,
    sayıklamalarla uyandırdığın biri ve onun gecenin ortasında gülen yüzü...
    Bu yakınlaşmanın mevsimi.
    Eskiden pazarlarda satılan civcivler gibi,kemikler, eklemler birbirine geçmeli.
    Kış: Bir insanın başka bir insan için yapıldığının delili...
    Burası 9. kat.
    İstanbul’un tepelerinden biri burası.
    Şimdi başımı aşağı uzatıp derin bir soluk çekip,
    gözlerimi kapıyorum.
    Yavaşça ayaklarımı kaldırsam yerden,
    pencere nin eşiğine çıksam usuldan,
    Çerçevelerden tutunup bedenimi dışarı sarkıtsam...

    Burası bir pencere eşiği...
    Ayaklarım soğuktan uyuştu.
    Aşağı doğru bakıyorum,
    kimse yok.
    Rüzgar ciğerlerimi üşütüyor.
    Buradan aşağıya ne kadar zamanda düşülür?
    Düştüğümü varsayalım.
    Hepi topu topu 7 saniye eder.

    Ama ya ben düştükçe toprak kendini geri çekerse?
    Allah’ım ne müthiş bir haz!
    Toprağın kendini çektiğini varsayalım.
    Benim kendimi bıraktığımı,
    kimsenin görmediğini,
    benim ölmediğimi…

    Rüzgar saçlarıma karışsın,
    çıplaklığım boşluğa…
    Bitmek bilmez bir seyran...
    Kah gökyüzüne döneyim,
    kah toprağa...
    Bu boşlukta yere düşmeden,
    ve hiç düşünmeden,
    ölmeliyim...
    Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
    Dudaklar gülerken insan ağlayamaz mı?

    Sevmek için güzele mi bakmalı?
    Çirkin bir tende, güzel bir ruh kalbi bağlayamaz mı?

    Hasret; Özlenenden uzak kalmak mıdır?
    Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?

    Hırsızlık; Para, mal çalmak mıdır?
    Saadet çalmak, müthiş hırsızlık olamaz mı?

    Solması için gülü dalından mı koparmalı?
    Pembe bir gonca iken gül, dalında solmaz mı?

    Öldürmek için silah, hançer mi olmalı?
    Saçlar bağ, gözler silah,
    Gülüş, kurşun olamaz mı?...
    Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
    Işığı gördüm, korktum.
    Ağladım..

    Zamanla ışıkta yaşamayı ögrendim.
    Karanlığı gördüm, korktum.
    Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi.
    Ağladım..

    Yaşamayı öğrendim.
    Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
    aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim..

    Zamanı öğrendim.
    Yarıştım onunla...
    Zamanla yarışılmayacağını,
    Zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim..

    İnsanı ögrendim.
    Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
    Sonra da her insanın içinde
    iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim..
    Sevmeyi öğrendim.
    Sonra güvenmeyi..
    Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı oldugunu,
    sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kuruldugunu ögrendim..

    İnsan tenini öğrendim.
    Sonra tenin altnda bir ruh bulunduğunu...
    Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim..

    Evreni öğrendim.
    Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
    Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni
    aydınlatabilmek gerektigini ögrendim.

    Ekmeği ögrendim.
    Sonra barış için ekmegin bolca üretilmesi gerektiğini.
    Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
    bolca üretmek kadar önemli oldugunu öğrendim..

    Okumayı öğrendim.
    Kendime yazıyı öğrettim sonra..
    Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana..

    Gitmeyi öğrendim.
    Sonra dayanamayıp dönmeyi..
    Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi..
    Dünyaya tek başına meydan okumayı ögrendim genç yaşta..
    Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardım.
    Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.

    Düşünmeyi ögrendim.
    Sonra kalıplar içinde düşünmeyi ögrendim.
    Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yikarak düşünmekoldugunu öğrendim..

    Namusun önemini ögrendim evde..
    Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
    gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
    sürmemek oldugunu ögrendim..
    Gerçegi öğrendim bir gün..
    Ve gerçeğin acı olduğunu..
    Sonra kararında acının, yemeğe oldugu kadar hayata da lezzet kattığını ögrendim..

    Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının
    hayatı tadacağını öğrendim..

    Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
    Olur ya ..
    Kalp durur ..
    Akıl unutur ..
    Ben dostlarımı ruhumla severim.
    O ne durur, ne de unutur!..

    Mevlana...
    Aşk, Ağır Iştir:
    Emekli Olamazsın, Sigortası Yoktur,
    Ikramiye Alamazsın, Yıllık Tatil Izni Verilmez,
    Greve Kalkıştın Mı Yersin Sopayı,
    Her Dakika Lokavt Tehlikesiyle Burun Burunasındır,
    Kaza Riski Yüksektir, Amatörce Uğraşılır!
    Aşk, Ağır Iştir!
    Yol Boyunca Bunları Şoföre Dayatamazsın.
    O, Uykuya Yenilmek Üzeredir, Sen Ise Rüyaya!
    Çok konuşan kadından daha kötü bişey varsa o da boş konuşan erkektir...
    Gözünüzü 4 açın :wink:

    Mey biter saki kalır.
    Her renk solar haki kalır.
    Diploma insanın cehlini alsada,
    hamurunda varsa eşeklik; baki kalır.
    "Sevdiğim şarkıları dinlerken, bilinçaltımda çok güzel fragmanlar oynuyor.."
    Okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık sevdada boğulur :angel:
  • Yükleniyor…
  • Yükleniyor…
  • Yükleniyor…
Üst